GARGANTUA, Rabelais’nin romanı (tarih 1534) RABELAIS
François Rabelais
Gargantua
Fransız Rönesanssının en parlak isimlerinden Rabelais, 1494 yılında, düşünce ve sanatta değişimin başladığı günlerde doğdu. Önce din eğitimi aldı ve eski Yunanca’yı öğrendi. 1530’da ise Montpellier Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yazıldı. Hekimliği sırasında Hippokrates’in “Aphorismoi”sini çevirerek başladı edebi hayatı. Kısa bir süre sonra -”Çok Ünlü Pantagruel’in Korkunç ve Ürkütücü Marifetleri ve Kahramanlıkları”nı- “Pantagruel”i(1531), isminin harflerini değiştirerek elde ettiği Nasier Alcofrybas müstearı ile yayınladı. Ardından -”Pantagruel’in Babası Koca Gargantua’nın Paha Biçilmez yaşamı”- “Gargantua”(1534) geldi. Aynı yıllarda, bir diplomat olan Paris Piskoposu’nun özel hekimi de olmuştu.
Bu sayede İtalya ve Roma’ya uzun seyahatler yapma ve Rönesans’ın kalbini tanıma fırsatını elde etti. 1546 yılına kadar kendini bütünüyle tıp mesleğine veren Rabelais, yine bir Roma yolculuğu dönüşünde, serinin üçüncü kitabını yayınladı; “Soylu Pantagruel’in Kahramanlıkları ve Sözlerinin Üçüncü Kitabı”. Bugün kısaca “Gargantua” olarak adlandırdığımız bu fantastik hikayeler, “Soylu Pantagruel’in Kahramanlıkları ve Sözlerinin Dördüncü Kitabı” ile tamamlandı. 1553 yılındaki ölümünden sonra ortaya çıkan beşinci kitabın ona ait olduğu ise kesin değildir.
Bir Halk Masalı
“Grandes Croniques” adlı masal, büyücü Merilin’in, İngiliz Kralı Arthur’a savaşta yardımcı olmaları için yarattığı dev bir ailenin kahramanlıklarını anlatır. Rabelais’ın çıkış noktası işte bu halk masalıdır. İlk kitapta içkiciler kralı Pantagruel’i ve onun arkadaşı anarşist Panurge’yi, ikinci kitapta ise baba Gargantua’yı tanıtır okuyucusuna. “Gargantua”, yazılış tekniği olarak bugünkü roman anlayışına oldukça yakındır. Ortaçağla modern zamanlar arasında bir köprü olan Rabelais, bu yapıtı ile romanesklerden romana geçişin de habercisi olmuştur diyebiliriz.
Baştan sona bir şenlik havası hakimdir metinde. Mesela, sevimli devimiz annesinin kulağından gelir dünyaya. Sonra bebeğin geçmişini takdim eder, soyunu sopunu, asaletini sergiler Rabelais. Ardından çocukluk yılları ve eğitim dönemine geçer. Ortaçağ bilgileri ve skolastik felsefesi ile donanmış üstat Holoferne’den aldığı derslerle tam bir sersem olur küçük dev. Gargantua’nın cehaletinin tam anlamıyla açığa çıktığı yarışma, aslında Ortaçağ düşüncesi ile eski yunan felsefesinin aydınlığı arasındadır. Babası farkı görür ve oğlunu Ponokrates adlı bir pedagoga teslim eder.
“Sizce ne diyedir bu peşrev, bu kalem hünerbazlığı? Şundan ötürü ki, sizler, benim sadık çömezlerim ve sizler dışında kimi aylak zıpırlar, Gargantua, Pantagruel, Fessepinte, Uçkurlarım, Domuz Yağlı Nokut Üstüne, vb. gibi bizim uydurduğumuz alaylı kitap başlıklarını görünce hemen sanırsınız ki içlerinde yalnız alaylar, tuhaflıklar, gülünç uydurmalar vardır; çünkü herkes dış görünüşün yani başlığın şakacılığına, maskaralığına bakıp daha ötesine gitmez. Ama insanların eserlerini böylesine hafife almak doğru değildir.
Çünkü siz de söylemez misiniz: Papazı papaz eden cüppe değildir, kimi keşiş kılığına girer, ama içinde hiç keşiş olmaz, kimi İspanyol şalına bürünür, ama hiç de İspanyol yüreği olmaz. Onun için kitabı açmak ve içindekileri özenle tartmak gerekir. O zaman görürsünüz ki kutunun içindeki ilaç kutunun umulduğundan çok daha değerlidir, demek istiyorum ki bu kitapta işlenen konular başlığın düşündürdüğü kadar abuk sabuk değildir” sözleri Rabelais’e aitti ve hiç şüphe yok ki, “Gargantua”nın içerdiği gerçekliğe ve gerçeğin eleştirisine dikkati çekmek istemişti...
Hümanizmin el kitabı; Gargantua
Humanist bir dünya görüşünü benimseyen Rabelais, dev Gargantua ve oğlu Pantagruel’in olağanüstü hayatlarını anlatırken, dünya görüşünü, anlattığı hikayeden çok anlatış biçiminde dışa vurmuş, o yılların üslubuna aykırı olarak, ciddiyetten uzak, insani, son derece neşeli, mizahi ve fantastik bir metin yaratmıştı. Güldürünün bu düzeyi bile başlı başına bir taşlamaydı o dönemde. Elbette özgür düşüncenin gardiyanlığına soyunan Sorbonne’lu Katolik öğretim üyelerinin aforizmasına da uğradı Rabelais. Ancak bu yasaklar, onun ününün değil Fransa’ya, İngiltere ve Almanya’ya bile yayılmasına engel olamadı. Pek çok benzeri ya da uyarlaması üretildi Avrupa’da “Gargantua”nın.
Rabelais’in hikayesindeki isimler, simgesel niteliktedir. Mesela Gargantua’yla yarışan Eudemon ve yeni hocası Ponokrates Latin ve Yunan adları ile, Kilisenin dışladığı bir geçmişin zenginliğini vurgularlar. Aslında her olay, her motif hümanist düşüncenin üstünlüğüne, özgürlüğün verdiği mutluluğa ve güler yüzlü bir hayata gönderir okuyucuyu. Sadece kahramanlarının yaşayış tarzı değil -yukarıda belirttiğim gibi- metnin yazılışı da tam bir cümbüş havası içerisindedir. Benzetmeler, yergiler, ironik ve alegorik özellikler, devler, cüceler, kaba şakalar, belden aşağı göndermeler, ağırbaşlı tartışmalar tekmili bir arada, yanyana dizilmişler, daha doğrusu harman edilmişlerdir.
“Gargantua”nın yazıldığı yıllarda, yazarlar için gerçeklerin edebiyata yansıması önemli bir problemdi. “Halk edebiyatı ve efsane ile yakın ilişkisi olan, anlatıda dışsalı, akılcı mantığı dikkate almayan Rebelais, zamanının önemli bir estetik sorununa da çözüm getirmiştir. Bütün abartmalara, içindeki olağanüstü durumlara rağmen, Gargantua ve Pantagruel’deki kişiler -gerçek- yaşama sıkı sıkıya bağlıdır.
Hiç kuşkusuz, bu roman, -topluma dair- çözümsel bir yaklaşımın tohumlarını içerdiği kadar, kökleriyle de mitolojinin yataklarına ekilidir; ama bu yine de, yazarın Papalık’ın, skolastisizmin, feodal devlet gücünün ve ahlakın toplumsal özelliklerini ortaya koyabilmesine yetebilmiştir”.
Üstelik Rabelais, feodaliteyi tasfiye edecek yeni bir toplumsal sınıfın, yani burjuvazinin ilk temsilini de sunmuştur okuyucusuna “Gargantua”da. “Romanın başlıca kişilerinden biri olduğu kadar, zengin olmanın bir çok yolunu bildiğini, bunun en namuslusunun da gündüz vakti adam soymak olduğunu söyleyen Panurge, bütün sevimliliğine rağmen, varoluşunda yıkıcı bir öğeyi taşıdığı gibi, feodalitenin bağrında yavaş yavaş olgunlaşmakta olan yeni toplumsal güçlerin de allegorisidir”.
Roman sanatının bundan sonraki serüveninde, uzun yıllar boyunca, Rabelais’inkine benzer bir yergi ve güldürü üslubu egemen oldu. Bunda “Gargantua”nın payı ne kadardır ölçmek mümkün değil elbette, ama bu olağanüstü hikayeyi, bugünkü fantastik edebiyatın soy kütüğünün başına yazmakta hiç bir sakıca yok; -neredeyse- 500 yıl öncesine ait çağdaş bir anlatı “Gargantua”...
Theleme tekkesinin büyük kapısı üstündeki yazıt
Girmeyin buraya, ikiyüzlüler, yobazlar,
Kartlaşmış maymunlar, kalleşler, yağ tulumları,
Yapmiri çarpık boyunlular, odun kafalılar
Got’lardan, Ostragot’lardan beter hödükler,
Sahte çilekeşler, takunyalı kara böcekler,
Kürklü dilenciler, safa pezevenkleri,
Kayış suratlı, şiş göbekli fitne tellalları,
Gidin başka yerde satın dolaplarınızı.
İğrenç dolaplarınız
Kötülüklere boğar
Çayır çimenimi
Yalan dolanlarıyla
Türkülerimizi bozar
İğrenç dolaplarınız
Girmeyin buraya, doymak bilmez hukukçular, avukatlar,
Kâtipler, mübaşirler, halk kemiricileri,
Fetvacılar, evrakçılar, yalancı sofular,
Ve siz yargıç eskileri, siz ki tasmaya
Vurursunuz namuslu yurttaşları itler gibi,
Darağacıdır sizin hak ettiğiniz makam,
Gidin anırın orda! Burada işlenmez
Sizin mahkemelerde işlenen haksızlıklar.
Davalar duruşmalar
Bizim burada ne arar
Burda yalnız keyif var
Sizin olsun bolundan
Dolambaçlı karmaşık
Davalar duruşmalar.
Girmeyin buraya, siz ey pinti simsarlar,
Oburlar, sömürgenler, durmadan toplayanlar
Dolandırıcılar, sinekten yağ çıkaranlar,
Kamburu çıkmışlar, yassı burunlar, sizler ki
Tıka basa altın doldurursunuz küplere,
Tıkanır tıkanır, doymak nedir bilmezsiniz,
Sizi gidi pis suratlı namert herifler sizi
Ölümlerin en beteri almış hepinizi.
İnsanlıksız suratlar
Gitsinler başka yerde
Saç sakal kestirmeye
Buraya yakışmazlar
Savulun bu tekkeden
İnsanlıksız suratlar
Girmeyin buraya, havlayıp duran köpekler,
Sabah akşam asık suratlı, kıskanç moruklar,
Siz de girmeyin hır çıkaran dırdırcılar,
Karısını hapsedip cinlere başvuranlar,
Yunan olsun Latin olsun kurttan beter kişiler,
Ne de siz uyuzlar, frengiden çürümüşler,
Gidin başka yerde dökün kurtlarınızı,
Her yanları kabuk bağlamış yüzü karalar.
Yüz akı, ışık, oyun
Burda onlar var yalnız
Sevinçli türkülerle
Tüm bedenler sağlamdır
Yarar onlara çünkü
Yüz akı, ışık, oyun.
Siz gidin buraya, baş üzre yeriniz var,
Buyurun sizler, soylu yiğitler, kahramanlar,
Kazancı, geliri bol yerdir bizim burası,
Gelin, büyük küçük yüzlerce, binlerce gelin,
Konuklanırsınız, ağırlanırsınız burada
Hele sizler, en yakın dostlarım olursunuz,
Siz güler yüzlü, şakacı, şen şakrak insanlar.
Siz bütün sözü sohbeti yerinde olanlar.
Sohbet ehli olanlar
Kötülükten arınmış
Bilge, ince insanlar
İnsanca yaşamanın
Yolunu burada bulur
Sohbet ehli olanlar.
Girin buraya sizler de, ki, kutsal İncil’i
Açık dille sunarsınız, yılmayıp kimseden
Burası bir sığınak, bir kaledir sizlere
Sahte dilleriyle dünyayı zehirlemekten
Bıkmak bilmeyen o şirret sapıklara karşı.
Gelin ki kuralım burda yürekten inancı
Ve gelelim haklarından sözle ve yazıyla
Tanrı sözünün özüne düşman olanların.
Tanrı sözünün özü
Hiç kararmak bilmesin
Bu tertemiz tekkede
Her yüreği kuşatsın
Her ruh içine dolsun
Tanrı sözünün özü.
Girin buraya sizler, üstün soylu bayanlar,
Girin apaçık yürekle, ferah gönüllerle
Siz yüzleri nur saçan güzellik çiçekleri,
Girin baş eğmeden edepli vakarlarınızla
Şerefli insanların sarayıdır burası,
Özel buyruk verdi sizin ağırlanmanız için
Burasını bizlere cömertçe bağışlayan
Her şey için bol bol altın veren yüce kişi.
Bol bol verilen altın
Hayrına olur yarın
Altın verenin bol bol
Her ölümlü insanın
Olur derdine derman
Bol bol verilen altın.
GARGANTUA
François Rabelais
T. İş Bankası Kültür Yayınları
Çevirenler, Sabahattin EYUBOĞLU
Vedat GÜNYOL
Azra ERHAT
1. Baskı, Mart 2000, Sf. 227-230
http://www.imdb.com/title/tt0156554/
GARGANTUA, Rabelais’nin romanı (tarih 1534) RABELAIS



