Fast Track / The Ex (2007) DVDRip








http://rapidshare.com/files/53010487...part2.rar.html
http://rapidshare.com/files/53002840...part3.rar.html

20. âsır tarihi















die chaoscamper MP4 / [Türkçe Dublaj] / [2006] / [Robin Williams]
http://rapidshare.com/files/11613831...part1.rar.html
http://rapidshare.com/files/11617331...part2.rar.html
http://rapidshare.com/files/11620563...part3.rar.html
Yara -2000-Bol Ödüllü Filmimiz
Konu:
Hülya, babası tarafından belki akıl sağlığına yeniden kavuşur umuduyla doğup büyüdüğü Almanya'dan koparılıp köye, amcasının yanına
gönderilir. Ama o geri dönmeyi kafasını takmıştır, ne olursa olsun mutlaka Almanya'ya gidecektir. Bu yöndeki çabaları onu bir yandan da akıl
hastalığının girdaplarına sürükler.
http://imdb.com/title/tt0427969/

http://rapidshare.com/files/14827913...part1.rar.html
http://rapidshare.com/files/14840532...part2.rar.html
http://rapidshare.com/files/14868878...part3.rar.html
MP4 (ALTYAZI İÇİNDE )
görüntü çok iyi sadece (280mb) FİLM TÜRKİYEDE MART AYINDA VİZYONA
Aşkın Kitabı / Becoming Jane (2007) imdb Rating 7.2
http://www.imdb.com/title/tt0416508/

Oyuncular

Film Video Bilgisi
imdb link
http://www.imdb.com/title/tt0416508/
Filmden Önizleme
Filmden Görüntüler

Yüklenecek Linkler
http://rapidshare.com/files/50703050..._MP4.part4.rar
http://rapidshare.com/files/50701312..._MP4.part3.rar
http://rapidshare.com/files/50697588..._MP4.part2.rar
http://rapidshare.com/files/50694063..._MP4.part1.rar
Görüntü Kalitesi: Çok İyi
Filmin Formatı: Mp4
CD SAYISI: 1
Dil : ingilizce
Size : 355 MB
şifre:
seninyerinburası
Oyun Yine Ayni Oyun!
Oyun Yine Ayni Oyun!
Taksim’de Komunist isci partili Öncü Gençlik ile Ülkü Ocakları’nın aynı meydanda buluşturulması Ergenekonun isi Cikti!
Ülkücü Genclik neden her defasinda kandirildiginin ve kullanildiginin farkina gec variyor?
devlet ve çete yapılanmalarıyla ilgili önemli belgeler ve Erdoğan’a ulaştırılan iki sayfalık bir ihbar mektubu...
Ergenekon hâlâ operasyon gücüne sahip
Gazeteci-yazar Şamil Tayyar, “Operasyon Ergenekon /
Gizli Belgelerde Karanlık İlişkiler” adlı kitabında, derin devlet ve
çete yapılanmalarıyla ilgili önemli belgeleri ilk kez yayınlıyor. En
can alıcı belge ise Başbakan Erdoğan’a ulaştırılan iki sayfalık bir
ihbar mektubu.
Sarıkız ve Ayışığı darbe planları, Sauna, Atabeyler
çetesi, Danıştay saldırısı, Dink suikastı, Malatya olayları, Ümraniye
soruşturması, Ergenekon… Bütün bunlar, Türkiye’nin son 5 yıldır
yaşadığı olağanüstü sürecin köşe taşlarından sadece birkaçı.
1950-60’ların Gladio’su, 1970’lerin Kontrgerillası, 1980’lerin derin
devleti, 1990’ların Susurluk’u, 2000’lerin de Ergenekon’u var artık.
İttihat ve Terakki’den beslenen bu “illegal” yapılanmaların son
halkasının nihai hedefi ise 2023. Yani Cumhuriyetin kuruluşunun 100.
yıldönümünde içe kapalı, aşırı milliyetçi, bölgesinden soyutlanmış bir
Türkiye hayali. Bu son halkanın yapılanmasını 1999’dan başlatmak
gerekiyor. Asıl önemli tarih ise AK Parti’yi iktidara taşıyan 3 Kasım
2002 seçimleri. Kanlı olaylar, cinayetler, darbe planları, şantaj
faaliyetleri, çete ve terör yapılanması adı altında bir ‘devlet
kurtarma’ operasyonları sürecinin başlangıcı oldu bu tarih. Görünenler
dışında görünmeyen nice olayların yaşandığını, Türkiye’nin kaç darbenin
yanı başından döndüğünü bilmiyoruz. Bilinen en somut şey, Star Gazetesi
Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar’ın da ifadesiyle 2002-2007 arasında bu
“derin devlet” faaliyetlerinin Cumhuriyet tarihinin tamamında
yaşananları aratmayacak sıklıkta ve çoklukta tekerrür ettiği.
SARIKIZ’DAN ERGENEKON’A UZANAN İLİŞKİLER AĞI
Şamil Tayyar, darbe planlarından Ergenekon’a uzanan
olayları belgeleri, “Operasyon Ergenekon - Gizli Belgelerde Karanlık
İlişkiler” adıyla kitaplaştırdı. 28 Şubat’ta piyasaya çıkacak kitap,
derin devlet ve çete yapılanmalarının bölük pörçük bilgilerini bir
araya getirip ‘filin tarifini’ yapmakla kalmıyor aynı zamanda
belgeleriyle olayları ilk kez gün ışığına çıkarıyor. Belgelerden en can
alıcı olanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a 2006’nın başında ulaşan iki
sayfalık ihbar mektubu. 2003-2004’te Şener Eruygur, Aytaç Yalman, Özden
Örnek ve İbrahim Fırtına’nın kuvvet komutanlıkları sırasında yaşanan
Sarıkız darbe planlarının tam göbeğinde yer alan emekli bir Albay’ın
uyarı ve itiraflarla dolu mektubu ilk kez ortaya çıkıyor.
Tayyar’a göre darbe planları ve askerin içinde olup
bitenler ile gelişen derin devlet ve çeteleşme faaliyetleri konusunda
Emniyet kanalıyla bilgilenen Başbakan Erdoğan ve yetkililer, bu son
mektupla olayın vahametini daha net görmeye başladı. Tayyar’ın Aksiyon
ile paylaştığı ve kitabında Sarıkız’ın Mektubu başlığıyla duyurduğu
mektup şöyle başlıyor: “Özellikle son dönemde Türkiye Cumhuriyeti 59.
hükümet üyeleri ve icraatları aleyhinde yürütülen ‘psikolojik harekât’
kapsamında sistematik bir biçimde yıpratıcı ve yıkıcı çalışmalar
başlatılmaktadır. Bu faaliyetler, çekirdek kadrosunu bir kısım TSK
mensubunun oluşturduğu, emekli askerî personel ile bazı sivil şahısları
da kapsayan ve etki alanları oldukça geniş organizasyon tarafından
yapılmaktadır.” İsim konmadan Ergenekon’un tarifi yapılıyor ve
devamında Türkiye’de yürütülen kapsamlı psikolojik harekât anlatılıyor:
“Kitle iletişim araçlarını etkin kullanarak, hükümet üyelerini
kamuoyunda küçük düşürerek, inanırlık ve güvenirliklerini zedeleyecek
tarzda doğruluğu ispatlanmamış haberleri yaymaktır. Bu sayede ülkede
kriz ortamı oluşturarak, mevcut rejim için öncelikli tehdit kabul
ettikleri ve irticaın temsilcisi olarak gördükleri AKP hükümetini
etkisiz hale getirmeyi amaçlamaktadırlar.”
Emekli subay bu hareketin içinde olduğunu,
operasyonun adının Sarıkız olduğunu ve kendisinin pişmanlık duyduğunu
şu cümlelerle anlatıyor: “Başlıca görevi Türkiye Cumhuriyeti devletini
korumak ve kollamak olan TSK gibi; ülkenin ve onun timsali olan bir
kurumun mensubu olmakla gurur duyuyorum. Yetiştirilme tarzım ve aldığım
eğitim gereği anti-laik oluşumların zararlılığına ve ülkemizi geri
götüreceğine inanmaktayım. Bu nedenle yukarıda bahsettiğim illegal
organizasyon tarafından şahsıma yapılan görev teklifini seve seve kabul
ettim. (…) Bugüne kadar süreç içinde yürütülen psikolojik harekat
çerçevesinde planlanan görevlerde aktif olarak yer aldım. Söz konusu
psikolojik harekât eylem planlarında, AKP hükümetine karşı düzenlenen
operasyonun adı Sarıkız olarak belirlenmişti. Plana göre öncelikle
AKP’nin önde gelen isimleri hakkında kapsamlı bir fişleme çalışması
yapıldı. Maddî çıkar amaçlı çetelerin yasa dışı faaliyetlerine göz
yumularak; fişleme çalışmaları esnasında kendilerinden azamî derecede
istifade edildi. Sonuçta tescil edilen çeteler sayesinde yıpranan TSK
oldu.”
Medyaya ve çetelere biçilen rolleri de dile getiren
iki sayfalık mektubun belki de en ilginç bölümü psikolojik harekâtın
örneklerinin verildiği satırlar: “Rektörle görüşülerek öğrencilerin
hükümet aleyhinde eylemlerde bulunulmasına çalışıldı. Bu kapsamda
basına yansıyan 10 Eylül 2003 tarihindeki Kara Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Aytaç Yalman ile rektörlerin yaptığı görüşmeler haricinde
yapılan gizli görüşmelerle de 2 Mart 2005 ve 27 Şubat 2006 tarihlerinde
Ankara Üniversitesi’nde Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in maruz
kaldığı durum ile benzeri hadiselerin temelleri atıldı. (…) Laik rejimi
koruma adına yaptığımız ifade edilen bu operasyonun aslında bazı
şaibeli kişilerin önünü açma ve TSK içindeki bir grubun menfaatleri
doğrultusunda yaptıkları bir harekât olduğunu, dolayısıyla TSK’ya ve
Cumhuriyetimize zarar verdiğini öğrenmiş olmam beni hayal kırıklığına
uğrattı. Bu nedenle birçok konuda aynı görüşleri paylaşmasak bile sizi
bahse konu organizasyon hakkında bilgilendirmek zorunluluğunu ve
mecburiyetini kendimde hissediyorum. (…) Kemal Unakıtan ile ilgili
yolsuzluk iddialarının basın yayın organlarında sıkça yer alarak,
gündemin ilk sıralarında tutulması, Bülent Arınç, Ali Babacan, Hüseyin
Çelik gibi isimlerle ilgili sansasyonel haber ve bilgi üretilerek
hükümetin yanlış politika ve eylemler içinde olduğu izlenimi verilmeye
çalışılmaktadır. Turan Çömez gibi isimlerden faydalanılarak AKP içinde
ikilik varmış havasından bahsedilerek, bu sayede sözde yolsuzluklar,
kadrolaşma, tarikat bağlantıları, ihalelere fesat karıştırma gibi
haberlerle vatandaşların kafasında AKP yönetimine karşı soru işaretleri
oluşması sağlanmıştır.”
Kitapta yer alan mektuba göre hedefteki isimler
sadece bakanlar değildir. En büyük hedef Başbakan Erdoğan’dır. Emekli
subayın iddiasına göre Erdoğan, Yıldırım Akbulut gibi toplumda küçük
düşürülecek ve zamanla tasfiye edilecekti: “Bununla ilgili, mesela,
Yıldırım Akbulut, halkın gözünde küçük düşürülerek güvenirliğini
yitirdiyse, bugün de aynı senaryo benzer şekilde işlenmekte; Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın oldukça masum gözüken karikatürlerle toplum
önündeki imajı zedelenmeye çalışılmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan’ın
Merkez Bankası atamaları hakkında 19 Mart 2006 tarihinde yaptığı, ‘Bir
zamanlar zenci, beyaz ayrımı yapanlar lanetle anılıyorsa, onlar da
(başörtüsü ile ilgili) tarih önünde lanetle anılacak.’ açıklamasına
binaen, 23 Mart 2006 tarihli Tempo Dergisi’nin kapağına konu olan
Türkiye’nin Zencileri başlıklı resim bu hususta yapılan çalışmalardan
birisidir.”
Emekli subay alınacak tedbirleri de sıralayıp
mektubunu üç maddelik çözüm reçetesiyle bitiyor: “1) Atılacak her
adımın ve söylenecek her sözün ne şekilde aleyhinize
kullanılabileceğinin hesaplanması yeterli olmayacaktır. Askerler
konuşamazlar ama, sizler konuşma avantajına sahip bir pozisyondasınız.
Konuşmalarınızı iyi ayarlayıp onların psikolojik harekâtlarını boşa
çıkartabilir, kamuoyunu lehinize çevirerek yapılmak istenenlere meydan
vermeyebilirsiniz. 2) Kamuoyunda millet tarafından seçilerek göreve
gelen hükümet yetkililerini, atama yoluyla görevlendirilmiş kişilerden
çekindiği izlenimi verecek davranışlardan kaçınılması, demokrasi ve
hukukun her şeyin önünde olduğunun vurgulanması önem arz etmektedir.
Şemdinli davasını baskı altına alıp hakkın yerini bulmasını
engelleyerek, kuvvetin her zaman hukuka galip geleceğini, hafızalarda
şuur altına kazıyacaktır. Çünkü hükümet Şemdinli’den sonra yapılan
açıklamalarda sonuna kadar gidileceğini deklare etmişti. 3) Siyasi
otoriteden asla ödün verilmemesi, verilecek her tavizin beraber yeni
tavizler getireceğinin unutulmaması gibi tedbirlerle, sizlerin
seçilmişler olarak Atatürk ilke ve inkılâplarına hukukun üstünlüğüne
dayanarak ayakta kalmanız gerekmektedir.”
Sarıkız’ın mektubuyla başlayan yeni süreç, 2007’de
Özden Örnek’in bilgisayarında yer aldığı ileri sürülen darbe
günlüklerinin Nokta Dergisi tarafından 4 Nisan 2007 tarihinde
yayımlanmasıyla daha da netleşti. Darbe planlarını hayata geçiremeyen
ve sırasıyla kuvvet komutanlarının 2004 (Eruygur, Yalman) ile 2005
Ağustos’unda (Örnek, Fırtına) emekliye ayrılmasıyla Ergenekon’un
kendine yepyeni bir strateji çizdiği, ortaya çıkan ilişkiler ağından
anlaşılıyor.
* Özetle ne anlatıyor kitabınız?
AK Parti’nin iktidara yürüdüğü süreçte ve iktidar
olduktan sonra 2002-2007 arasındaki tüm illegal yapıları aktarmaya
çalıştım. AK Parti’yi hazmedemeyenler ve AK Parti ile birlikte
hızlandırılan AB sürecinden rahatsız olan çevreler 2003-2004 yıllarında
bir darbe senaryosuyla bu süreci kesintiye uğratmak istedi. Daha önce
meşru siyasi mekanizmaları işleterek bir çözüm aradılar; ama oradan
umutları kesildi.
* Neydi o meşru yollar?
2004 yerel seçimlerinde AK Parti’nin gerilediği
ortaya çıksaydı o mekanizmaları güçlendireceklerdi. Ama olmadı. Hem
seçimden umduklarını bulamadılar, hem AB sürecinin bir parçası olan
Annan Planı Kıbrıs’ta oylamaya sunuldu. Bir sonuç alınamasa da Türkiye
Kıbrıs’ta bir irade ortaya koydu. Hâliyle meşru yoldan AK Parti’yi
iktidardan uzaklaştıramayacaklarını ve AB sürecini kesintiye
uğratamayacaklarını gördüler. Ve bu darbe senaryolarını geliştirmeye
başladılar.
* Hangileri onlar?
Sarıkız ve Ayışığı diye bildiğimiz iki ciddi darbe
planı oldu. Ağustos 2004’te bu projenin önemli mimarları arasında
görülen Aytaç Yalman ve Şener Eruygur emekliye ayrılınca plan kesintiye
uğradı. Bir yıl sonra da dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek
ile Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına emekli oldu ve yapı
tümüyle değişti.
* Ayrıştılar bir yerde?
Evet. Yalman ve Eruygur’un ayrılmalarıyla Fırtına ve Örnek’in bir miktar tavır değiştirdiğini görüyoruz.
* Neden?
Belki yalnız kalma belki de olayları biraz daha
sağduyu ile değerlendirme çabaları ön plana çıktığından herhâlde. 2005
başında bu darbe senaryolarının realize olamayacağı anlaşılınca bu
yapıların yeraltına inmeye başladığını söylüyorum. Orada da uzun
süredir kış uykusunda bulunan Susurluk uzantılarıyla karşılaştılar.
* Sadece Susurluk mu karşılaşılan?
O, sembol bir kavram. Bugün Ergenekon neyi ifade
ediyorsa, o dönemde de Susurluk onu ifade ediyordu. Yeraltındaki bütün
illegal yapıları kastediyorum. Orada bayrak, vatan, millet gibi kutsal
değerler üzerinden bir kutsal ittifak yaptılar. 2005’te bir konsept
değişikliği oldu yani.
* Nasıl bir değişiklik bu?
Geçmişte daha çok faili meçhul cinayetlerle ön plana
çıkan illegal bir yapı vardı. Bu dönemde bir siyasi iktidarı devirmeyi,
darbeler yapmayı planlayan, kendilerine göre yüksek hedefleri olan bir
yapı çıktı ortaya.
* Hâlâ darbe isteyenler var mı peki?
Elbette olabilir. Ama bu onların o projeleri hayata geçireceği bir zeminin var olduğunu göstermez.
* Neyi gösterir peki?
Birçok askerin kafasında darbe senaryosu olabilir.
Daha yeni çıktı, CIA’nın eski belgelerine göre 1969’da darbe
planlanmış. Hiçbirimizin haberi yok bundan. Belki bizim hiç
bilmediğimiz benzer şeyler vardır. 28 Şubat için postmodern darbe
diyoruz. Ama ona ilişkin ayrıntıları çok iyi bilmiyoruz. Belki fiilen
yönetime el koymayı de düşündüler.
* Nasıl yani?
28 Şubat’ı bildiğimiz klasik darbe şeklinde realize
etmek isteyenler vardı belki de. Ama başaramadılar. Kafasında sürekli
darbe projesini canlı tutanlar TSK içinde olabilir.
* Siz Ergenekon’un başında olduğu öne sürülen 1
numarayı biliyorum dediniz. Ama bu kişinin 2-3 yılda değiştiği
söyleniyor. İktidar kültürü mü var orada da?
Var tabii… Ancak değişimi 2-3 yıl değil. Ergenekon
yapılanması içinde yer alan ve 28 Şubat sürecinde aktif rol oynayan
aktörlerin, Erol Özkasnak, Çevik Bir ve onların uzantısı gibi görünen
birçok askerin bu yapıdan tasfiye edildiğini düşünüyorum.
ERGENEKON’U DIŞ İSTİHBARAT DA KULLANDI
* Ergenekon süreciyle mi yapıldı bu tasfiye?
Evet. Çünkü Ergenekon ismi, resmî kayıtlara
baktığınızda 1999-2000 yıllarına denk geliyor. Elimizde daha geriye
giden ciddi bir veri ya da belge yok. Ümraniye soruşturmasıyla
derinleşen bu süreçteki kayıtlar bize bunu gösteriyor. Yani
1999-2000’i. Gazeteci Tuncay Güney’in 2000’deki sorgulamasında da bu
tarihler geçiyor. Muzaffer Tekin’in bilgisayar kayıtlarında ise 1999
olarak anılıyor. Bizim Ergenekon diye adlandırdığımız yapı, Türkiye’nin
1952’de NATO’ya girmesiyle başlayan, resmî evraklarda Gladio diye geçen
bir derin yapılanma aslında.
* Daha ne kadar geriye götürülebilir?
İttihat ve Terakki’ye kadar uzanan bir ana kültürden
besleniyor bu yapı. 1943’teki Mustafa Muğlalı olayı ve daha gerisindeki
birçok benzer hadise bu kültürün yansımaları. Ama o tarihlerde yapıları
bu kadar organize ve şematik olmayabilir.
* Bu bir iktidar kültürü hâline geldiyse 1 numaranın da önünde kişi/kişiler var demektir?
1 numaranın üzerinde başka 1 numara olduğunu
düşünmüyorum. Zaten o çok etkili bir isim. Zaman zaman isimlerin
değişmesi devlet içinde güç kullanma pozisyonlarından kaynaklanıyor.
Bugün 1 numara diye tahayyül ettiğimiz şahıs, güç kullanamaz hâle
gelirse bu aynı zamanda onun tasfiyesini getirir. Şu an hâlâ bu
konumunu koruduğuna göre, demek ki devlet içinde halen güç
kullanabiliyor. Hem ordudan, hem emniyetten…
* Hâlâ operasyonel gücü var yani...
Var tabii. Hem de çok güçlü. Ama bunlar sadece
ulusal bir yapılanma değil. Uluslararası bağlantıları da var. Zaman
zaman ABD, İngiltere, İsrail müdahil olabilir buna. İran, Almanya ve
Rusya’yı da gözardı etmemek lazım. Türkiye üzerinde hedefleri olan
ülkelerin gizli istihbarat servisleri bu tip yapılanmaları yönlendirmek
isteyebilir. Merkezî yapıya müdahalesi olmasa bile, bu yapının mesela
Trabzon’daki eylemlerini yönlendiren dalını farklı bir amaca sevk
edebilir. Bu uluslararası bir istihbarat savaşı demektir.
* Bu aynı zamanda kontrolsüz bir derin devlet demek değil mi?
Evet, kesinlikle.
* Peki 2003-2004’teki darbe planları sizce 28 Şubat’ın devamı mıydı?
28 Şubat’ın bir versiyonu denilebilir. Siyasete
müdahale eden bir postmodern darbedir 28 Şubat. Bir darbe teşebbüsü
olarak, evet 28 Şubat’ın devamıdır yaşananlar.
* Kızılelma koalisyonu bu yapının neresinde?
Taksim’de Öncü Gençlik ile Ülkü Ocakları’nın aynı meydanda
buluşturulması da psikolojik harekât mıydı?
Tabii kesinlikle. AK Parti ve AB karşıtlığı,
ulusalcı akımları büyüttü. Çünkü bu aynı zamanda büyük bir psikolojik
harekâtın parçasıydı. Ulusalcı ve milliyetçi eksende bir ideolojisiz
zemine oturtulmak istendi. Kızılelma tamamen budur. Ve bu sanal bir
oluşumdur.
MHP BEN BU OYUNDA YOKUM DEDİ
* Peki bu psikolojik harekatın içinden siyasi yapılar kendilerini kenara çekebildiler mi?
Çekemediler maalesef. Sadece MHP, 22 Temmuz’dan
sonra ben bu oyunda yokum dedi. Yıllarca müesses nizamın kendilerini,
kafalarındaki projeleri hayata geçirmek için bir enstrüman olarak
kullandığını fark edip kenara çekildiler. MHP’nin 22 Temmuz’dan sonra
hem seçim sonuçlarını hem kendi üzerinden kurgulanan senaryoları çok
iyi algıladığına, şimdi sırtını devletin derinliklerine değil,
Türkiye’nin derinliklerine dayama çabası içinde olduğuna inanıyorum.
* Sauna, Atabeyler, Danıştay, Malatya cinayetleri,
Ergenekon. Bu yapılanmanın çoklukla operasyonel, yani sağ kanadı
deşifre oldu, yargı önüne çıktı. Peki bu yapıların sol eli nerede?
Ben sol eli olduğunu düşünmüyorum. Bu biraz o yapıyı
yönetenlerin yaklaşımlarıyla alakalı. Bugün Ergenekon’u yönetenler
milliyetçi vurgusu öne çıkan insanlar.
* Kızılelma’da sol var diyorsunuz ama?
Orada var, doğru. CHP, ADD başta olmak üzere birçok
siyasi parti ve sivil toplum kuruluşunu bunun içine çekmeye çalıştılar.
Çok önemli isimleri de kullandılar.
* Mesela?
Cumhuriyet mitingleri bu psikolojik harekâtın
parçasıydı. Türban vesilesiyle bunlar yine harekete geçirildi. Şu an
kısmî bir sükûnet var. Anayasa Mahkemesi türbanla ilgili Anayasa
değişikliğini iptal etmezse 22 Temmuz seçimlerinden önceki bir süreç
yeniden başlatılmak istenebilir.
* Peki Ergenekon’un İslamcıları nerde?
Mahir Kaynak’ın güzel bir sözü var, bir illegal yapı
oluşursa devlet bir yılda ondan mutlaka haberdar olur ve onu kontrol
altına alır diye. Ben açıkçası muhafazakâr kesim dâhil, Ergenekon’un
her yapının içine sızdığını düşünüyorum. Buna AK Parti de dâhil.
Cemaatlere, tarikatlara da sızmış olabilirler.
* Var mı örnekleri bunun?
Çok ünlü ve muhafazakâr kesimin hit hâline getirdiği
bir şahısla ilgili Emniyet’te soruşturma yapıldığında, iki MİT
görevlisi geliyor. Bu şahsı polisin elinden alıyorlar. MİT görevlileri
geldiğinde ilk tepkisi şu oluyor: “Yahu nerede kaldınız? Bir saattir
burada perişan oldum.” Yeni dönemde bir psikolojik harekât yürütülürken
muhafazakâr kesimden kullanacakları isimler olabilir. Çünkü orada da
irtibatları var. Mesela, 1960’larda sol hareketler güçlendiğinde
Yeniden Millî Mücadele Hareketi’nin içine sızıp sol harekete karşı bu
grubu toplumsal güç olarak nasıl destekledilerse, bugün de bir benzeri
yaşanabilir. Son dönemde Saadet Partisi’nin AK Parti karşıtlığını kendi
lehlerine çevirmek için o tarlanın da bir miktar işlendiğini
düşünüyorum. Düşünün Kanaltürk Saadet’in mitinglerini verecek hâle
geldi.
ERGENEKON ŞU ANDA SİYASİ PROJE ÜRETEMİYOR
* Madem siyasete bu kadar sirayet edebiliyorlar, Ergenekon’un veya etki alanındaki kişilerin bugünkü siyasi projesi nedir?
22 Temmuz’dan önceki proje Kızılelma koalisyonuydu. Bugün kafaları hayli karışık. Bir çıkış yolu bulamadılar.
* Neden bulamıyorlar?
MHP’nin tavır değişikliğinden dolayı. Bunun üzerine
kafa yordukları belli. Bazı haberlerden (Patalya buluşmasını
kastediyor) bir arayış olduğu anlaşılıyor. Ancak bunun tam adını koymuş
ve kendi içlerinde henüz birlik kurmuş değiller.
* Ergenekon gibi örgütlerin ve çetelerin yurtiçi ya da dışı para kaynakları neler?
Bunlar gelir getirebilecek her işi, hiçbir millî,
manevî, ahlakî değeri hesaba katmaksızın, kullanabiliyorlar. Dava
dosyalarında üç husus öne çıkıyor: Uyuşturucu, tahsilat, tehdit, şantaj
vs. Çek senet tahsilatlarını “factoring” şirketleri üzerinden yasal
kılıfa büründürüyorlar. Devlet, bu şirketleri mercek altına alsa,
bunların önemli kısmının mafyanın elinde olduğunu görür.
* En bariz örneği Doğuş Factoring mi?
Evet, bu şirketi kuran uyuşturucu kaçakçısı Ertuğrul
Yılmaz. 2003’te PKK görüntüsüyle Almanya’da infaz edildi. Daha önce
Ankara’da Banker Bako denen adamı öldürmekten aranıyordu. O da
Almanya’ya kaçtı. İstanbul istihbaratının Ümraniye soruşturmasına da
eklenmiş çok önemli bir notu var. Bu notta, factoring şirketinin
yönetim kurulu başkanı (Muzaffer Gökçimen) şirketin Ertuğrul Yılmaz’ın
paralarıyla kurulduğunu itiraf ediyor. Ortakların arasında başlangıçta
Muzaffer Tekin yok. İki sene sonra ortakları değişiyor, bağlantılı
şirketler kuruluyor. Muzaffer Tekin giriyor. Ve bir bakıyorsunuz bu
şirketin avukatı Danıştay cinayetinden mahkûm olan Avukat Alparslan
Arslan! Böyle bağlantılar var. Zaman zaman kendilerini ele veriyorlar.
* Darbe planlarını 2009 yılına kaydırdılar ancak asıl hedefleri 2023 diyorsunuz. Ne demek bu?
Bunlar Türkiye’nin hızla bölünmeye gittiğini, böyle
devam ederse Doğu’da bir Kürt devleti kurulacağını, parçalanan
Türkiye’nin İran’a döneceğini düşünüyorlar. Hedefleri ise 2023’te yani
cumhuriyetin 100. yılında, kafalarındaki tüm senaryoları hayata
geçirecekleri, sözde hainlerden ve işbirlikçilerden arındırılmış ırkçı
ve içine kapalı bir devlet yapısı oluşturmak.
BAZILARINA GÖRE BAŞBAKAN 12 SUİKASTTEN KURTULDU
* Bahsettiğiniz bu yapının söylemleri millî görünüyor. Gerçekten öyle mi?
Hayır değil. Bunlar millî değil. Bu onların
ideolojik kalkanları. Başlattığınız bir hareketin ideolojik felsefesi
olması lazım. Bu da ondan başka bir şey değil. Dışarıyla bağlantıları
var; ama dava dosyalarında onlar gözükmüyor. Hangisinde olduğunu
hatırlamıyorum, bir yerde Alman gizli örgütünün adı da geçiyor mesela.
Alman gizli örgütünün ayak izlerine bir iki yerde rastlanmış sanki.
Tabii bu sadece onlarla sınırlı değil. Adamlar işlerini iyi yapıyorlar.
Bizimkiler gibi kör göze parmak sokmuyorlar.
* Devlet erkanına yönelik kaç suikast planı vardı 2002-2007 arası?
En son Antalya’da çıktı bir ekip. Başbakana yönelik suikast planı epeyce fazla. Biz üçünü dördünü biliyoruz. Bazıları 12 diyor.
* Bu illegal yapının ortaya çıkarılması için bir süper savcıya mı ihtiyaç var?
Süper savcı önemli bir aksiyon olur. Ama her şeyi
çözmez. Sizin ona süper demeniz onun süper olduğunu göstermez. Yargı,
asker ve siyaset arasında bu çetelerin çökertilmesine ilişkin bir üçlü
mutabakat yoksa adına süper deyin ultra süper deyin bunu çözmeniz
mümkün değil.
* Nereden başlamak gerekiyor o zaman?
Önce yönetimin şeffaf hâle gelmesi gerekiyor. Bu da
ancak AB projelerinin hayata geçirilmesinden sonra mümkün olur.
Reformlarla yargı ona göre kurgulanacak, TSK’nın rolü ona göre yeniden
şekillenecek, siyaset kurumları ve parlamento daha güçlü hâle gelecek.
Ayrıca şeffaf yönetim anlayışı topluma egemen olacak. İşte o zaman bu
yapılar çökertilebilir. Kapalı rejimlerde bunların üzerine gitmek
mümkün değil.
27 NİSAN’IN EN ÖNEMLİ AKTÖRLERİ ANKARA’DAKİ İKİ GAZETECİ
* 27 Nisan 2007 sürecinde neler oldu?
Politikacılar olarak Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar iyi
sınav vermediler bu süreçte. Şu ana kadar yaptıkları açıklamalar da
tatmin edici değil maalesef. Bir telefondan söz ediliyor orada.
* Arayan 1 numara mı?
Zannetmiyorum. Çünkü o tür görüşmeler telefon
üzerinden 1 numara aracılığıyla olmaz. Yani teknik olarak mümkün değil.
Ben yüz yüze görüşme olduğunu düşünüyorum. Bu tür ilişkilerde bağlantı
daha çok bir sivil üzerinden kuruluyor, bir üniformalı üzerinden değil.
O tarihte siyasi partiler, bazı askerler ve yargı çok özel toplantılar
yapıyor. O yoğun trafikte öne çıkan ve her yerde izine rastladığımız
iki gazeteci var.
* Kim onlar?
Biri akademisyen kökenli gazeteci. Diğeri de bir
gazetenin Ankara Temsilcisi. Çok özel duyumlarım var. Özellikle CHP ve
bazı yargı mensupları ile ilişkilerde bu iki ismin çok önemli rol
üstlendiği kanaatindeyim. Anavatan ve DYP’nin o tarihteki tavır
değişikliğinde bu isimlerin rol almış olabileceğini düşünüyorum.
DEMİREL BİLE 27 NİSAN SENARYOSUNUN PARÇASI HÂLİNE GETİRİLDİ
* Peki Çankaya, Güniz Sokak, Cumhuriyet mitingleri
ve ulusalcı yapılanma 27 Nisan sürecindeki denklemin neresinde? Hepsi
irtibatlı mı?
İrtibat deyince gazeteler bir şema çiziyor ve tepeye
bir isim yazıyor. Sonra da bağlantılar kuruluyor. Böyle şematik bir
değerlendirme çok doğru olmayabilir. Ama bazı isimler bu senaryonun
dolaylı olarak parçası hâline getirildi. Mesela Süleyman Demirel de
bunlardan biri.
* Nasıl oldu bu peki?
Gül’ün cumhurbaşkanı seçtirilmesi hâlinde darbe
olabileceği kanaatini Demirel’in bu isimlere güçlü şekilde empoze eden
kişi olduğunu düşünüyorum. Ama bu Demirel’in onlar adına konuştuğu
sonucunu doğurur mu? Doğurmaz. Bu bir görevlendirme gibi değil. Ama üç
kişi gidip bunları anlattığında, Demirel bunlardan etkilenerek
birilerini harekete geçirebilir.
* Genelkurmay’da 27 Nisan gecesine kadar 3 kez geniş
katılımlı toplantı yapıldığı, cumhurbaşkanlığı için açıklama
yapılmaması; hatta Anayasa Mahkemesi’nin tavrının beklenmesi yönünde
karar alındığı iddia ediliyor. Ne oldu de gece yarısı böyle bir
açıklama yapıldı?
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt 12 Nisan’da bir
basın toplantısı yaptı. Hemen her konuda konuştu. Ama bazı çevrelerin
yüklediği anlamda bir basın toplantısı olmadı. İstediklerini alamadılar
yani. Önemli bir kısmına katılmamakla birlikte Büyükanıt’ın
açıklamasını tatmin edici bulmadılar ve büyük bir hayal kırıklığı
yaşadılar. Bunun üzerine büyük bir tazyik başladı Büyükanıt üzerinde.
Hatta bir TV kanalında gerekirse 70 ordu kurarız yine de onlara bu
meydanı dar ederiz dediler.
* Peki ayrışma olduysa e-muhtıra nasıl veriliyor o zaman?
Ayrışma olmadı… Bu tehditleri yapanlar zaten
Genelkurmay’ın dışında… O dönemde daha sert açıklama yapma ve iktidarı
uyarma noktasındaki görüş ayrılığı komuta kademesine de yansıdı. O üç
ayrı toplantının bu görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik olduğunu
düşünüyorum. Büyükanıt’a rağmen bu açıklamanın siteye konulduğunu ya da
Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun’un bu süreçte çok etkin rol
aldığını iddia edenler oldu. Sonuçta buna dair elimizde delil yok.
Komuta kademesinde görüş ayrılığı olduğu fikrine katılıyorum; ama
Büyükanıt’ın bilgisi dışında ve ona rağmen bu bildirinin konduğunu
düşünmüyorum. Belki içine sinmemiş olabilir, alttan gelen tazyiklerle
“evet” demiş olabilir. O bildiri metnini bir gazetecinin yazıp
yazmadığı konusu hâlâ tartışmalı malum. Bildiğim bir şey var. İki
gazetecinin o dönemde askerle o süreci destekleyen sivil unsurlar
arasında ciddi bir rol aldığı kanaatindeyim.
http://www.saatchi-gallery.co.uk/
Saatchi Gallery Virtual tour
You have already rated this artwork
TRT'nin İlk Yayını
François Rabelais
Gargantua
Fransız Rönesanssının en parlak isimlerinden Rabelais, 1494 yılında, düşünce ve sanatta değişimin başladığı günlerde doğdu. Önce din eğitimi aldı ve eski Yunanca’yı öğrendi. 1530’da ise Montpellier Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yazıldı. Hekimliği sırasında Hippokrates’in “Aphorismoi”sini çevirerek başladı edebi hayatı. Kısa bir süre sonra -”Çok Ünlü Pantagruel’in Korkunç ve Ürkütücü Marifetleri ve Kahramanlıkları”nı- “Pantagruel”i(1531), isminin harflerini değiştirerek elde ettiği Nasier Alcofrybas müstearı ile yayınladı. Ardından -”Pantagruel’in Babası Koca Gargantua’nın Paha Biçilmez yaşamı”- “Gargantua”(1534) geldi. Aynı yıllarda, bir diplomat olan Paris Piskoposu’nun özel hekimi de olmuştu.
Bu sayede İtalya ve Roma’ya uzun seyahatler yapma ve Rönesans’ın kalbini tanıma fırsatını elde etti. 1546 yılına kadar kendini bütünüyle tıp mesleğine veren Rabelais, yine bir Roma yolculuğu dönüşünde, serinin üçüncü kitabını yayınladı; “Soylu Pantagruel’in Kahramanlıkları ve Sözlerinin Üçüncü Kitabı”. Bugün kısaca “Gargantua” olarak adlandırdığımız bu fantastik hikayeler, “Soylu Pantagruel’in Kahramanlıkları ve Sözlerinin Dördüncü Kitabı” ile tamamlandı. 1553 yılındaki ölümünden sonra ortaya çıkan beşinci kitabın ona ait olduğu ise kesin değildir.
Bir Halk Masalı
“Grandes Croniques” adlı masal, büyücü Merilin’in, İngiliz Kralı Arthur’a savaşta yardımcı olmaları için yarattığı dev bir ailenin kahramanlıklarını anlatır. Rabelais’ın çıkış noktası işte bu halk masalıdır. İlk kitapta içkiciler kralı Pantagruel’i ve onun arkadaşı anarşist Panurge’yi, ikinci kitapta ise baba Gargantua’yı tanıtır okuyucusuna. “Gargantua”, yazılış tekniği olarak bugünkü roman anlayışına oldukça yakındır. Ortaçağla modern zamanlar arasında bir köprü olan Rabelais, bu yapıtı ile romanesklerden romana geçişin de habercisi olmuştur diyebiliriz.
Baştan sona bir şenlik havası hakimdir metinde. Mesela, sevimli devimiz annesinin kulağından gelir dünyaya. Sonra bebeğin geçmişini takdim eder, soyunu sopunu, asaletini sergiler Rabelais. Ardından çocukluk yılları ve eğitim dönemine geçer. Ortaçağ bilgileri ve skolastik felsefesi ile donanmış üstat Holoferne’den aldığı derslerle tam bir sersem olur küçük dev. Gargantua’nın cehaletinin tam anlamıyla açığa çıktığı yarışma, aslında Ortaçağ düşüncesi ile eski yunan felsefesinin aydınlığı arasındadır. Babası farkı görür ve oğlunu Ponokrates adlı bir pedagoga teslim eder.
“Sizce ne diyedir bu peşrev, bu kalem hünerbazlığı? Şundan ötürü ki, sizler, benim sadık çömezlerim ve sizler dışında kimi aylak zıpırlar, Gargantua, Pantagruel, Fessepinte, Uçkurlarım, Domuz Yağlı Nokut Üstüne, vb. gibi bizim uydurduğumuz alaylı kitap başlıklarını görünce hemen sanırsınız ki içlerinde yalnız alaylar, tuhaflıklar, gülünç uydurmalar vardır; çünkü herkes dış görünüşün yani başlığın şakacılığına, maskaralığına bakıp daha ötesine gitmez. Ama insanların eserlerini böylesine hafife almak doğru değildir.
Çünkü siz de söylemez misiniz: Papazı papaz eden cüppe değildir, kimi keşiş kılığına girer, ama içinde hiç keşiş olmaz, kimi İspanyol şalına bürünür, ama hiç de İspanyol yüreği olmaz. Onun için kitabı açmak ve içindekileri özenle tartmak gerekir. O zaman görürsünüz ki kutunun içindeki ilaç kutunun umulduğundan çok daha değerlidir, demek istiyorum ki bu kitapta işlenen konular başlığın düşündürdüğü kadar abuk sabuk değildir” sözleri Rabelais’e aitti ve hiç şüphe yok ki, “Gargantua”nın içerdiği gerçekliğe ve gerçeğin eleştirisine dikkati çekmek istemişti...
Hümanizmin el kitabı; Gargantua
Humanist bir dünya görüşünü benimseyen Rabelais, dev Gargantua ve oğlu Pantagruel’in olağanüstü hayatlarını anlatırken, dünya görüşünü, anlattığı hikayeden çok anlatış biçiminde dışa vurmuş, o yılların üslubuna aykırı olarak, ciddiyetten uzak, insani, son derece neşeli, mizahi ve fantastik bir metin yaratmıştı. Güldürünün bu düzeyi bile başlı başına bir taşlamaydı o dönemde. Elbette özgür düşüncenin gardiyanlığına soyunan Sorbonne’lu Katolik öğretim üyelerinin aforizmasına da uğradı Rabelais. Ancak bu yasaklar, onun ününün değil Fransa’ya, İngiltere ve Almanya’ya bile yayılmasına engel olamadı. Pek çok benzeri ya da uyarlaması üretildi Avrupa’da “Gargantua”nın.
Rabelais’in hikayesindeki isimler, simgesel niteliktedir. Mesela Gargantua’yla yarışan Eudemon ve yeni hocası Ponokrates Latin ve Yunan adları ile, Kilisenin dışladığı bir geçmişin zenginliğini vurgularlar. Aslında her olay, her motif hümanist düşüncenin üstünlüğüne, özgürlüğün verdiği mutluluğa ve güler yüzlü bir hayata gönderir okuyucuyu. Sadece kahramanlarının yaşayış tarzı değil -yukarıda belirttiğim gibi- metnin yazılışı da tam bir cümbüş havası içerisindedir. Benzetmeler, yergiler, ironik ve alegorik özellikler, devler, cüceler, kaba şakalar, belden aşağı göndermeler, ağırbaşlı tartışmalar tekmili bir arada, yanyana dizilmişler, daha doğrusu harman edilmişlerdir.
“Gargantua”nın yazıldığı yıllarda, yazarlar için gerçeklerin edebiyata yansıması önemli bir problemdi. “Halk edebiyatı ve efsane ile yakın ilişkisi olan, anlatıda dışsalı, akılcı mantığı dikkate almayan Rebelais, zamanının önemli bir estetik sorununa da çözüm getirmiştir. Bütün abartmalara, içindeki olağanüstü durumlara rağmen, Gargantua ve Pantagruel’deki kişiler -gerçek- yaşama sıkı sıkıya bağlıdır.
Hiç kuşkusuz, bu roman, -topluma dair- çözümsel bir yaklaşımın tohumlarını içerdiği kadar, kökleriyle de mitolojinin yataklarına ekilidir; ama bu yine de, yazarın Papalık’ın, skolastisizmin, feodal devlet gücünün ve ahlakın toplumsal özelliklerini ortaya koyabilmesine yetebilmiştir”.
Üstelik Rabelais, feodaliteyi tasfiye edecek yeni bir toplumsal sınıfın, yani burjuvazinin ilk temsilini de sunmuştur okuyucusuna “Gargantua”da. “Romanın başlıca kişilerinden biri olduğu kadar, zengin olmanın bir çok yolunu bildiğini, bunun en namuslusunun da gündüz vakti adam soymak olduğunu söyleyen Panurge, bütün sevimliliğine rağmen, varoluşunda yıkıcı bir öğeyi taşıdığı gibi, feodalitenin bağrında yavaş yavaş olgunlaşmakta olan yeni toplumsal güçlerin de allegorisidir”.
Roman sanatının bundan sonraki serüveninde, uzun yıllar boyunca, Rabelais’inkine benzer bir yergi ve güldürü üslubu egemen oldu. Bunda “Gargantua”nın payı ne kadardır ölçmek mümkün değil elbette, ama bu olağanüstü hikayeyi, bugünkü fantastik edebiyatın soy kütüğünün başına yazmakta hiç bir sakıca yok; -neredeyse- 500 yıl öncesine ait çağdaş bir anlatı “Gargantua”...
Theleme tekkesinin büyük kapısı üstündeki yazıt
Girmeyin buraya, ikiyüzlüler, yobazlar,
Kartlaşmış maymunlar, kalleşler, yağ tulumları,
Yapmiri çarpık boyunlular, odun kafalılar
Got’lardan, Ostragot’lardan beter hödükler,
Sahte çilekeşler, takunyalı kara böcekler,
Kürklü dilenciler, safa pezevenkleri,
Kayış suratlı, şiş göbekli fitne tellalları,
Gidin başka yerde satın dolaplarınızı.
İğrenç dolaplarınız
Kötülüklere boğar
Çayır çimenimi
Yalan dolanlarıyla
Türkülerimizi bozar
İğrenç dolaplarınız
Girmeyin buraya, doymak bilmez hukukçular, avukatlar,
Kâtipler, mübaşirler, halk kemiricileri,
Fetvacılar, evrakçılar, yalancı sofular,
Ve siz yargıç eskileri, siz ki tasmaya
Vurursunuz namuslu yurttaşları itler gibi,
Darağacıdır sizin hak ettiğiniz makam,
Gidin anırın orda! Burada işlenmez
Sizin mahkemelerde işlenen haksızlıklar.
Davalar duruşmalar
Bizim burada ne arar
Burda yalnız keyif var
Sizin olsun bolundan
Dolambaçlı karmaşık
Davalar duruşmalar.
Girmeyin buraya, siz ey pinti simsarlar,
Oburlar, sömürgenler, durmadan toplayanlar
Dolandırıcılar, sinekten yağ çıkaranlar,
Kamburu çıkmışlar, yassı burunlar, sizler ki
Tıka basa altın doldurursunuz küplere,
Tıkanır tıkanır, doymak nedir bilmezsiniz,
Sizi gidi pis suratlı namert herifler sizi
Ölümlerin en beteri almış hepinizi.
İnsanlıksız suratlar
Gitsinler başka yerde
Saç sakal kestirmeye
Buraya yakışmazlar
Savulun bu tekkeden
İnsanlıksız suratlar
Girmeyin buraya, havlayıp duran köpekler,
Sabah akşam asık suratlı, kıskanç moruklar,
Siz de girmeyin hır çıkaran dırdırcılar,
Karısını hapsedip cinlere başvuranlar,
Yunan olsun Latin olsun kurttan beter kişiler,
Ne de siz uyuzlar, frengiden çürümüşler,
Gidin başka yerde dökün kurtlarınızı,
Her yanları kabuk bağlamış yüzü karalar.
Yüz akı, ışık, oyun
Burda onlar var yalnız
Sevinçli türkülerle
Tüm bedenler sağlamdır
Yarar onlara çünkü
Yüz akı, ışık, oyun.
Siz gidin buraya, baş üzre yeriniz var,
Buyurun sizler, soylu yiğitler, kahramanlar,
Kazancı, geliri bol yerdir bizim burası,
Gelin, büyük küçük yüzlerce, binlerce gelin,
Konuklanırsınız, ağırlanırsınız burada
Hele sizler, en yakın dostlarım olursunuz,
Siz güler yüzlü, şakacı, şen şakrak insanlar.
Siz bütün sözü sohbeti yerinde olanlar.
Sohbet ehli olanlar
Kötülükten arınmış
Bilge, ince insanlar
İnsanca yaşamanın
Yolunu burada bulur
Sohbet ehli olanlar.
Girin buraya sizler de, ki, kutsal İncil’i
Açık dille sunarsınız, yılmayıp kimseden
Burası bir sığınak, bir kaledir sizlere
Sahte dilleriyle dünyayı zehirlemekten
Bıkmak bilmeyen o şirret sapıklara karşı.
Gelin ki kuralım burda yürekten inancı
Ve gelelim haklarından sözle ve yazıyla
Tanrı sözünün özüne düşman olanların.
Tanrı sözünün özü
Hiç kararmak bilmesin
Bu tertemiz tekkede
Her yüreği kuşatsın
Her ruh içine dolsun
Tanrı sözünün özü.
Girin buraya sizler, üstün soylu bayanlar,
Girin apaçık yürekle, ferah gönüllerle
Siz yüzleri nur saçan güzellik çiçekleri,
Girin baş eğmeden edepli vakarlarınızla
Şerefli insanların sarayıdır burası,
Özel buyruk verdi sizin ağırlanmanız için
Burasını bizlere cömertçe bağışlayan
Her şey için bol bol altın veren yüce kişi.
Bol bol verilen altın
Hayrına olur yarın
Altın verenin bol bol
Her ölümlü insanın
Olur derdine derman
Bol bol verilen altın.
GARGANTUA
François Rabelais
T. İş Bankası Kültür Yayınları
Çevirenler, Sabahattin EYUBOĞLU
Vedat GÜNYOL
Azra ERHAT
1. Baskı, Mart 2000, Sf. 227-230
http://www.imdb.com/title/tt0156554/
GARGANTUA, Rabelais’nin romanı (tarih 1534) RABELAIS
HTTP://ENFLASYONCANAVAR.BLOGGUM.COM