Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Amerikalılar değişim istiyor Amerikalılar değişim istiyor. Iowa'da başkan adaylarını belirlemek için yapılan önseçim, herkesin ihtiyacı olan bir ABD'yi açığa çıkardı: Halk, Bush yıllarını aşmak istiyor Bu yıl yapılan değişikliklere rağmen Amerikan başkanlık seçimleri hâlâ bir maratonu andırıyor. Adayların Iowa önseçimlerindeki kazanma yüzdeleri pek öyle etkileyici sayılmazdı. Barack Obama oyların yüzde 38'iyle Demokrat yarışını kazandı, Mike Huckabee yüzde 34'le kazanan Cumhuriyetçi oldu. İkisi de beklenmedik zaferler değildi, fakat ikisi de karşılarındakilere nakavt yumruğu atmış değil. Rakipleri canlı, güçlü ve başka bir rauntta kazanmaları mümkün. Ayrıca Iowa'da yenmek veya yenilmenin ulusal sonucu öngörmeye pek yardımı yok. Ronald Reagan ve Bill Clinton gibi 'doğal kampanyacı'lar, iki dönem başkanlık yapmadan önce Iowa'da kaybetmişti. 2008 seçimleri de Obama'yla Huckabee arasındaki bir yarıştan ziyade, Hillary ile Rudy Giuliani arasında uzun süredir beklenen rekabete sahne olabilir. Fakat bariz sonuçlar da var. Demokratların adayı ya siyahi bir adam olacak ya da bir kadın ve bunun siyahi Obama olma şansı arttı. Iowa'daki üç ayrıntının bir sonraki New Hampshire oylamasında da tekrar ederse manidar olacak. Birincisi, Clinton'ı desteklemesi beklenen kadınlar, daha çok Obama'ya oy verdi. İkincisi Obama, Hillary'yi bağımsızlar arasında kolayca arkasında bıraktı. Üçüncüsü, Obama yeni ve genç Demokrat seçmenlerin açık farkla tercih ettiği adaydı. Hillary birçok açıdan etkileyici. Ama Iowa'daki oy oranı, birçok Amerikalının ona ısınamadığını açıkça gösterdi. Demokratların bu kez gerçekten kazanacak bir aday seçme kararlılığı göz önüne alındığında, üstün gelmek istiyorsa Hillary New Hampshire'da kendine gelmeli. Sonuç ne olursa olsun, bu, Obama ve Hillary gibi merkezi mesajlar veren iki donanımlı aday arasında geçecek bir Demokrat-Demokrat yarışına dönmeye başladı. Kırsal bir eyalete göre hazırlanmış popülist mesajıyla Iowa'da kazanmak için her şeyini ortaya koymuş John Edwards kaybetti. İkinci olmak yeterli değil. Artık yarışı sonuna dek götürmeye yetecek hız, para ve organizasyonu toparlayamaz. Dördüncü Bill Richardson'ı da aynı kader bekliyor. Joe Biden ve Chris Dodd şimdiden yarış dışı. Demokratlar açısından Iowa'dan çıkan tek net mesaj, bu yıl sola doğru bir 'yalpalama' olmayacağıydı. Sağın durumuysa iyice belirsiz. Huckabee Iowa'da birçok olumsuzluk sayesinde kazandı, en başta Mormon Mitt Romney geliyordu. Ama olumlu bir nedeni de vardı, Huckabee Bush'un siyasi tabanı olan muhafazakâr ve evanjelik Hıristiyan oylarını alabildi. Şimdiki soru, Huckabee'nin hoş tavırları sayesinde, 1988'de Iowa'da geniş oy alan (evanjelik rahip) Pat Robertson'dan daha başarılı bir biçimde bu tabanın ötesine geçip geçemeyeceğiyle ilgili. Bu gerçekleşmezse, Huckabee'nin ana rolü, John McCain veya Giuliani'nin öne geçmesine izin vererek Romney'nin umutlarını söndürmekle sınırlı kalır. Iowa hepimizin ihtiyacı olan bir ABD'yi açığa çıkardı: Bush yıllarının, hatta belki Clinton yıllarının bile ötesine geçmeye çalışan bir ülkeyi. Iowa'da tüm adaylar için en önemli kelime 'değişim'di. İki partiden de statükonun adayı olarak ortaya çıkan olmadı. Bu durum Demokratlara yarayacak. Başkanlığa giden yol dönemeçlerle dolu da olsa, Iowa'dan çıkan mesaj dikkat çekici. Ocak 2009'da Beyaz Saray'da siyah bir adam olabilir: İçki servisi yapmak için değil, Oval Ofis'te oturmak için. (Başyazı, 5 Ocak 2008)

yirminci yüzyıl tarihi

20. âsır tarihi

Yazılar

Pretty Cool Too [2007] Mp4 (+18) DvDripten Convert + Caps

 

Pretty Cool Too [2007] Mp4 (+18) DvDripten Convert + Caps
PRETTY COOL TOO

Amerikan Pastasından Çok Daha Komik



http://imdb.com/title/tt0496373/

Caps;














Konu:

Mr.Buckell oğlu Walter'a okulu bitirmesinin ödülü olarak
bir cep telefonu hediye eder.Ancak bu cep telefonu öyle
sıradan bir cep telefonu değildir...İçinizi ısıtacak kadar
güzel kızlar,inanamayacağınız uçuk sahneler
ve katılacak kadar güldürten bu filmi mutlaka
seyretmenizi tavsiye ederim...


Links:

http://rapidshare.com/files/35280783...cino.part1.rar

http://rapidshare.com/files/35286919...cino.part2.rar

http://rapidshare.com/files/35291766...cino.part3.rar

İyi Seyirler Dilerim
 

 

Yara -2000-Bol Ödüllü Filmimiz

 

Yara -2000-Bol Ödüllü Filmimiz
Yönetmen: Yılmaz Arslan
Senaryo: Yılmaz Arslan
Oyuncular: Oyuncular :Necmettin Çobanoğlu, Füsun Demirel Halil Ergün, Yelda Reynaud, Nur Sürer Mustafa Suphi Baltacı, Hikmet Karagöz, Ali Karagöz, Settar Tanrıöğen, Hülya Karakaş Mürsel Yaylalı Ali Tutal Yüksel Arıcı Zuhal Yalçın Özay Fecht
Yapımcı: Yılmaz ArslanMurat Kadıoğlu
Görüntü Yönetmeni: Jurgen Jurgens
Yardımcı Yönetmen: Şükran Elmalıoğlu
Sanat Yönetmeni: Ahmet Şişman
Yürütücü Yapımcı: Necmettin Çobanoğlu
Yapım: Vega Film, Günizi Film Prodüksiyon
Vizyon Tarihi: 04.02.2000
Ülke: Almanya, Avusturya, İsviçre, Türkiye


Konu:

Hülya, babası tarafından belki akıl sağlığına yeniden kavuşur umuduyla doğup büyüdüğü Almanya'dan koparılıp köye, amcasının yanına

gönderilir. Ama o geri dönmeyi kafasını takmıştır, ne olursa olsun mutlaka Almanya'ya gidecektir. Bu yöndeki çabaları onu bir yandan da akıl

hastalığının girdaplarına sürükler.

Ödüller :
• En İyi Kadın Oyuncu Ödülü 35. Antalya Film Festivali
• En İyi Film Ödülü 35. Antalya Film Festivali
• Jüri Özel Ödülü 18. İstanbul Film Festivali
• En İyi Kadın Oyuncu Ödülü 18. İstanbul Film Festivali
• En İyi Kadın Oyuncu Ödülü İskenderiye Film Festivali
• En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Siyad
 
Yara -2000-Bol Ödüllü Filmimiz

Aşkın Kitabı / Becoming Jane (2007) imdb Rating 7.2

 

 

Aşkın Kitabı / Becoming Jane (2007) imdb Rating 7.2

http://www.imdb.com/title/tt0416508/



Oyuncular



Film Video Bilgisi

imdb link
http://www.imdb.com/title/tt0416508/
Filmden Önizleme

 

 

Filmden Görüntüler



Yüklenecek Linkler
http://rapidshare.com/files/50703050..._MP4.part4.rar
http://rapidshare.com/files/50701312..._MP4.part3.rar
http://rapidshare.com/files/50697588..._MP4.part2.rar
http://rapidshare.com/files/50694063..._MP4.part1.rar

Görüntü Kalitesi: Çok İyi
Filmin Formatı: Mp4
CD SAYISI: 1
Dil : ingilizce
Size : 355 MB

şifre:
seninyerinburası

Oyun Yine Ayni Oyun! BAZILARINA GÖRE BAŞBAKAN 12 SUİKASTTEN KURTULDU

 Oyun Yine Ayni Oyun!


Oyun Yine Ayni Oyun!


Taksim’de Komunist isci partili Öncü Gençlik ile Ülkü Ocakları’nın aynı meydanda buluşturulması Ergenekonun isi Cikti!
Ülkücü Genclik neden her defasinda kandirildiginin ve kullanildiginin farkina gec variyor?

 


devlet ve çete yapılanmalarıyla ilgili önemli belgeler ve Erdoğan’a ulaştırılan iki sayfalık bir ihbar mektubu...
Ergenekon hâlâ operasyon gücüne sahip

Gazeteci-yazar Şamil Tayyar, “Operasyon Ergenekon / Gizli Belgelerde Karanlık İlişkiler” adlı kitabında, derin devlet ve çete yapılanmalarıyla ilgili önemli belgeleri ilk kez yayınlıyor. En can alıcı belge ise Başbakan Erdoğan’a ulaştırılan iki sayfalık bir ihbar mektubu.

Sarıkız ve Ayışığı darbe planları, Sauna, Atabeyler çetesi, Danıştay saldırısı, Dink suikastı, Malatya olayları, Ümraniye soruşturması, Ergenekon… Bütün bunlar, Türkiye’nin son 5 yıldır yaşadığı olağanüstü sürecin köşe taşlarından sadece birkaçı. 1950-60’ların Gladio’su, 1970’lerin Kontrgerillası, 1980’lerin derin devleti, 1990’ların Susurluk’u, 2000’lerin de Ergenekon’u var artık. İttihat ve Terakki’den beslenen bu “illegal” yapılanmaların son halkasının nihai hedefi ise 2023. Yani Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıldönümünde içe kapalı, aşırı milliyetçi, bölgesinden soyutlanmış bir Türkiye hayali. Bu son halkanın yapılanmasını 1999’dan başlatmak gerekiyor. Asıl önemli tarih ise AK Parti’yi iktidara taşıyan 3 Kasım 2002 seçimleri. Kanlı olaylar, cinayetler, darbe planları, şantaj faaliyetleri, çete ve terör yapılanması adı altında bir ‘devlet kurtarma’ operasyonları sürecinin başlangıcı oldu bu tarih. Görünenler dışında görünmeyen nice olayların yaşandığını, Türkiye’nin kaç darbenin yanı başından döndüğünü bilmiyoruz. Bilinen en somut şey, Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar’ın da ifadesiyle 2002-2007 arasında bu “derin devlet” faaliyetlerinin Cumhuriyet tarihinin tamamında yaşananları aratmayacak sıklıkta ve çoklukta tekerrür ettiği.

SARIKIZ’DAN ERGENEKON’A UZANAN İLİŞKİLER AĞI

Şamil Tayyar, darbe planlarından Ergenekon’a uzanan olayları belgeleri, “Operasyon Ergenekon - Gizli Belgelerde Karanlık İlişkiler” adıyla kitaplaştırdı. 28 Şubat’ta piyasaya çıkacak kitap, derin devlet ve çete yapılanmalarının bölük pörçük bilgilerini bir araya getirip ‘filin tarifini’ yapmakla kalmıyor aynı zamanda belgeleriyle olayları ilk kez gün ışığına çıkarıyor. Belgelerden en can alıcı olanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a 2006’nın başında ulaşan iki sayfalık ihbar mektubu. 2003-2004’te Şener Eruygur, Aytaç Yalman, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına’nın kuvvet komutanlıkları sırasında yaşanan Sarıkız darbe planlarının tam göbeğinde yer alan emekli bir Albay’ın uyarı ve itiraflarla dolu mektubu ilk kez ortaya çıkıyor.





Tayyar’a göre darbe planları ve askerin içinde olup bitenler ile gelişen derin devlet ve çeteleşme faaliyetleri konusunda Emniyet kanalıyla bilgilenen Başbakan Erdoğan ve yetkililer, bu son mektupla olayın vahametini daha net görmeye başladı. Tayyar’ın Aksiyon ile paylaştığı ve kitabında Sarıkız’ın Mektubu başlığıyla duyurduğu mektup şöyle başlıyor: “Özellikle son dönemde Türkiye Cumhuriyeti 59. hükümet üyeleri ve icraatları aleyhinde yürütülen ‘psikolojik harekât’ kapsamında sistematik bir biçimde yıpratıcı ve yıkıcı çalışmalar başlatılmaktadır. Bu faaliyetler, çekirdek kadrosunu bir kısım TSK mensubunun oluşturduğu, emekli askerî personel ile bazı sivil şahısları da kapsayan ve etki alanları oldukça geniş organizasyon tarafından yapılmaktadır.” İsim konmadan Ergenekon’un tarifi yapılıyor ve devamında Türkiye’de yürütülen kapsamlı psikolojik harekât anlatılıyor: “Kitle iletişim araçlarını etkin kullanarak, hükümet üyelerini kamuoyunda küçük düşürerek, inanırlık ve güvenirliklerini zedeleyecek tarzda doğruluğu ispatlanmamış haberleri yaymaktır. Bu sayede ülkede kriz ortamı oluşturarak, mevcut rejim için öncelikli tehdit kabul ettikleri ve irticaın temsilcisi olarak gördükleri AKP hükümetini etkisiz hale getirmeyi amaçlamaktadırlar.”





Emekli subay bu hareketin içinde olduğunu, operasyonun adının Sarıkız olduğunu ve kendisinin pişmanlık duyduğunu şu cümlelerle anlatıyor: “Başlıca görevi Türkiye Cumhuriyeti devletini korumak ve kollamak olan TSK gibi; ülkenin ve onun timsali olan bir kurumun mensubu olmakla gurur duyuyorum. Yetiştirilme tarzım ve aldığım eğitim gereği anti-laik oluşumların zararlılığına ve ülkemizi geri götüreceğine inanmaktayım. Bu nedenle yukarıda bahsettiğim illegal organizasyon tarafından şahsıma yapılan görev teklifini seve seve kabul ettim. (…) Bugüne kadar süreç içinde yürütülen psikolojik harekat çerçevesinde planlanan görevlerde aktif olarak yer aldım. Söz konusu psikolojik harekât eylem planlarında, AKP hükümetine karşı düzenlenen operasyonun adı Sarıkız olarak belirlenmişti. Plana göre öncelikle AKP’nin önde gelen isimleri hakkında kapsamlı bir fişleme çalışması yapıldı. Maddî çıkar amaçlı çetelerin yasa dışı faaliyetlerine göz yumularak; fişleme çalışmaları esnasında kendilerinden azamî derecede istifade edildi. Sonuçta tescil edilen çeteler sayesinde yıpranan TSK oldu.”





Medyaya ve çetelere biçilen rolleri de dile getiren iki sayfalık mektubun belki de en ilginç bölümü psikolojik harekâtın örneklerinin verildiği satırlar: “Rektörle görüşülerek öğrencilerin hükümet aleyhinde eylemlerde bulunulmasına çalışıldı. Bu kapsamda basına yansıyan 10 Eylül 2003 tarihindeki Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman ile rektörlerin yaptığı görüşmeler haricinde yapılan gizli görüşmelerle de 2 Mart 2005 ve 27 Şubat 2006 tarihlerinde Ankara Üniversitesi’nde Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in maruz kaldığı durum ile benzeri hadiselerin temelleri atıldı. (…) Laik rejimi koruma adına yaptığımız ifade edilen bu operasyonun aslında bazı şaibeli kişilerin önünü açma ve TSK içindeki bir grubun menfaatleri doğrultusunda yaptıkları bir harekât olduğunu, dolayısıyla TSK’ya ve Cumhuriyetimize zarar verdiğini öğrenmiş olmam beni hayal kırıklığına uğrattı. Bu nedenle birçok konuda aynı görüşleri paylaşmasak bile sizi bahse konu organizasyon hakkında bilgilendirmek zorunluluğunu ve mecburiyetini kendimde hissediyorum. (…) Kemal Unakıtan ile ilgili yolsuzluk iddialarının basın yayın organlarında sıkça yer alarak, gündemin ilk sıralarında tutulması, Bülent Arınç, Ali Babacan, Hüseyin Çelik gibi isimlerle ilgili sansasyonel haber ve bilgi üretilerek hükümetin yanlış politika ve eylemler içinde olduğu izlenimi verilmeye çalışılmaktadır. Turan Çömez gibi isimlerden faydalanılarak AKP içinde ikilik varmış havasından bahsedilerek, bu sayede sözde yolsuzluklar, kadrolaşma, tarikat bağlantıları, ihalelere fesat karıştırma gibi haberlerle vatandaşların kafasında AKP yönetimine karşı soru işaretleri oluşması sağlanmıştır.”





Kitapta yer alan mektuba göre hedefteki isimler sadece bakanlar değildir. En büyük hedef Başbakan Erdoğan’dır. Emekli subayın iddiasına göre Erdoğan, Yıldırım Akbulut gibi toplumda küçük düşürülecek ve zamanla tasfiye edilecekti: “Bununla ilgili, mesela, Yıldırım Akbulut, halkın gözünde küçük düşürülerek güvenirliğini yitirdiyse, bugün de aynı senaryo benzer şekilde işlenmekte; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oldukça masum gözüken karikatürlerle toplum önündeki imajı zedelenmeye çalışılmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası atamaları hakkında 19 Mart 2006 tarihinde yaptığı, ‘Bir zamanlar zenci, beyaz ayrımı yapanlar lanetle anılıyorsa, onlar da (başörtüsü ile ilgili) tarih önünde lanetle anılacak.’ açıklamasına binaen, 23 Mart 2006 tarihli Tempo Dergisi’nin kapağına konu olan Türkiye’nin Zencileri başlıklı resim bu hususta yapılan çalışmalardan birisidir.”





Emekli subay alınacak tedbirleri de sıralayıp mektubunu üç maddelik çözüm reçetesiyle bitiyor: “1) Atılacak her adımın ve söylenecek her sözün ne şekilde aleyhinize kullanılabileceğinin hesaplanması yeterli olmayacaktır. Askerler konuşamazlar ama, sizler konuşma avantajına sahip bir pozisyondasınız. Konuşmalarınızı iyi ayarlayıp onların psikolojik harekâtlarını boşa çıkartabilir, kamuoyunu lehinize çevirerek yapılmak istenenlere meydan vermeyebilirsiniz. 2) Kamuoyunda millet tarafından seçilerek göreve gelen hükümet yetkililerini, atama yoluyla görevlendirilmiş kişilerden çekindiği izlenimi verecek davranışlardan kaçınılması, demokrasi ve hukukun her şeyin önünde olduğunun vurgulanması önem arz etmektedir. Şemdinli davasını baskı altına alıp hakkın yerini bulmasını engelleyerek, kuvvetin her zaman hukuka galip geleceğini, hafızalarda şuur altına kazıyacaktır. Çünkü hükümet Şemdinli’den sonra yapılan açıklamalarda sonuna kadar gidileceğini deklare etmişti. 3) Siyasi otoriteden asla ödün verilmemesi, verilecek her tavizin beraber yeni tavizler getireceğinin unutulmaması gibi tedbirlerle, sizlerin seçilmişler olarak Atatürk ilke ve inkılâplarına hukukun üstünlüğüne dayanarak ayakta kalmanız gerekmektedir.”





Sarıkız’ın mektubuyla başlayan yeni süreç, 2007’de Özden Örnek’in bilgisayarında yer aldığı ileri sürülen darbe günlüklerinin Nokta Dergisi tarafından 4 Nisan 2007 tarihinde yayımlanmasıyla daha da netleşti. Darbe planlarını hayata geçiremeyen ve sırasıyla kuvvet komutanlarının 2004 (Eruygur, Yalman) ile 2005 Ağustos’unda (Örnek, Fırtına) emekliye ayrılmasıyla Ergenekon’un kendine yepyeni bir strateji çizdiği, ortaya çıkan ilişkiler ağından anlaşılıyor.





* Özetle ne anlatıyor kitabınız?





AK Parti’nin iktidara yürüdüğü süreçte ve iktidar olduktan sonra 2002-2007 arasındaki tüm illegal yapıları aktarmaya çalıştım. AK Parti’yi hazmedemeyenler ve AK Parti ile birlikte hızlandırılan AB sürecinden rahatsız olan çevreler 2003-2004 yıllarında bir darbe senaryosuyla bu süreci kesintiye uğratmak istedi. Daha önce meşru siyasi mekanizmaları işleterek bir çözüm aradılar; ama oradan umutları kesildi.





* Neydi o meşru yollar?





2004 yerel seçimlerinde AK Parti’nin gerilediği ortaya çıksaydı o mekanizmaları güçlendireceklerdi. Ama olmadı. Hem seçimden umduklarını bulamadılar, hem AB sürecinin bir parçası olan Annan Planı Kıbrıs’ta oylamaya sunuldu. Bir sonuç alınamasa da Türkiye Kıbrıs’ta bir irade ortaya koydu. Hâliyle meşru yoldan AK Parti’yi iktidardan uzaklaştıramayacaklarını ve AB sürecini kesintiye uğratamayacaklarını gördüler. Ve bu darbe senaryolarını geliştirmeye başladılar.





* Hangileri onlar?





Sarıkız ve Ayışığı diye bildiğimiz iki ciddi darbe planı oldu. Ağustos 2004’te bu projenin önemli mimarları arasında görülen Aytaç Yalman ve Şener Eruygur emekliye ayrılınca plan kesintiye uğradı. Bir yıl sonra da dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek ile Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına emekli oldu ve yapı tümüyle değişti.





* Ayrıştılar bir yerde?





Evet. Yalman ve Eruygur’un ayrılmalarıyla Fırtına ve Örnek’in bir miktar tavır değiştirdiğini görüyoruz.





* Neden?





Belki yalnız kalma belki de olayları biraz daha sağduyu ile değerlendirme çabaları ön plana çıktığından herhâlde. 2005 başında bu darbe senaryolarının realize olamayacağı anlaşılınca bu yapıların yeraltına inmeye başladığını söylüyorum. Orada da uzun süredir kış uykusunda bulunan Susurluk uzantılarıyla karşılaştılar.





* Sadece Susurluk mu karşılaşılan?





O, sembol bir kavram. Bugün Ergenekon neyi ifade ediyorsa, o dönemde de Susurluk onu ifade ediyordu. Yeraltındaki bütün illegal yapıları kastediyorum. Orada bayrak, vatan, millet gibi kutsal değerler üzerinden bir kutsal ittifak yaptılar. 2005’te bir konsept değişikliği oldu yani.





* Nasıl bir değişiklik bu?





Geçmişte daha çok faili meçhul cinayetlerle ön plana çıkan illegal bir yapı vardı. Bu dönemde bir siyasi iktidarı devirmeyi, darbeler yapmayı planlayan, kendilerine göre yüksek hedefleri olan bir yapı çıktı ortaya.





* Hâlâ darbe isteyenler var mı peki?





Elbette olabilir. Ama bu onların o projeleri hayata geçireceği bir zeminin var olduğunu göstermez.





* Neyi gösterir peki?





Birçok askerin kafasında darbe senaryosu olabilir. Daha yeni çıktı, CIA’nın eski belgelerine göre 1969’da darbe planlanmış. Hiçbirimizin haberi yok bundan. Belki bizim hiç bilmediğimiz benzer şeyler vardır. 28 Şubat için postmodern darbe diyoruz. Ama ona ilişkin ayrıntıları çok iyi bilmiyoruz. Belki fiilen yönetime el koymayı de düşündüler.





* Nasıl yani?





28 Şubat’ı bildiğimiz klasik darbe şeklinde realize etmek isteyenler vardı belki de. Ama başaramadılar. Kafasında sürekli darbe projesini canlı tutanlar TSK içinde olabilir.





* Siz Ergenekon’un başında olduğu öne sürülen 1 numarayı biliyorum dediniz. Ama bu kişinin 2-3 yılda değiştiği söyleniyor. İktidar kültürü mü var orada da?





Var tabii… Ancak değişimi 2-3 yıl değil. Ergenekon yapılanması içinde yer alan ve 28 Şubat sürecinde aktif rol oynayan aktörlerin, Erol Özkasnak, Çevik Bir ve onların uzantısı gibi görünen birçok askerin bu yapıdan tasfiye edildiğini düşünüyorum.


ERGENEKON’U DIŞ İSTİHBARAT DA KULLANDI

* Ergenekon süreciyle mi yapıldı bu tasfiye?


Evet. Çünkü Ergenekon ismi, resmî kayıtlara baktığınızda 1999-2000 yıllarına denk geliyor. Elimizde daha geriye giden ciddi bir veri ya da belge yok. Ümraniye soruşturmasıyla derinleşen bu süreçteki kayıtlar bize bunu gösteriyor. Yani 1999-2000’i. Gazeteci Tuncay Güney’in 2000’deki sorgulamasında da bu tarihler geçiyor. Muzaffer Tekin’in bilgisayar kayıtlarında ise 1999 olarak anılıyor. Bizim Ergenekon diye adlandırdığımız yapı, Türkiye’nin 1952’de NATO’ya girmesiyle başlayan, resmî evraklarda Gladio diye geçen bir derin yapılanma aslında.

* Daha ne kadar geriye götürülebilir?

İttihat ve Terakki’ye kadar uzanan bir ana kültürden besleniyor bu yapı. 1943’teki Mustafa Muğlalı olayı ve daha gerisindeki birçok benzer hadise bu kültürün yansımaları. Ama o tarihlerde yapıları bu kadar organize ve şematik olmayabilir.


* Bu bir iktidar kültürü hâline geldiyse 1 numaranın da önünde kişi/kişiler var demektir?


1 numaranın üzerinde başka 1 numara olduğunu düşünmüyorum. Zaten o çok etkili bir isim. Zaman zaman isimlerin değişmesi devlet içinde güç kullanma pozisyonlarından kaynaklanıyor. Bugün 1 numara diye tahayyül ettiğimiz şahıs, güç kullanamaz hâle gelirse bu aynı zamanda onun tasfiyesini getirir. Şu an hâlâ bu konumunu koruduğuna göre, demek ki devlet içinde halen güç kullanabiliyor. Hem ordudan, hem emniyetten…

* Hâlâ operasyonel gücü var yani...

Var tabii. Hem de çok güçlü. Ama bunlar sadece ulusal bir yapılanma değil. Uluslararası bağlantıları da var. Zaman zaman ABD, İngiltere, İsrail müdahil olabilir buna. İran, Almanya ve Rusya’yı da gözardı etmemek lazım. Türkiye üzerinde hedefleri olan ülkelerin gizli istihbarat servisleri bu tip yapılanmaları yönlendirmek isteyebilir. Merkezî yapıya müdahalesi olmasa bile, bu yapının mesela Trabzon’daki eylemlerini yönlendiren dalını farklı bir amaca sevk edebilir. Bu uluslararası bir istihbarat savaşı demektir.


* Bu aynı zamanda kontrolsüz bir derin devlet demek değil mi?


Evet, kesinlikle.


* Peki 2003-2004’teki darbe planları sizce 28 Şubat’ın devamı mıydı?

28 Şubat’ın bir versiyonu denilebilir. Siyasete müdahale eden bir postmodern darbedir 28 Şubat. Bir darbe teşebbüsü olarak, evet 28 Şubat’ın devamıdır yaşananlar.


* Kızılelma koalisyonu bu yapının neresinde? Taksim’de Öncü Gençlik ile Ülkü Ocakları’nın aynı meydanda buluşturulması da psikolojik harekât mıydı?

Tabii kesinlikle. AK Parti ve AB karşıtlığı, ulusalcı akımları büyüttü. Çünkü bu aynı zamanda büyük bir psikolojik harekâtın parçasıydı. Ulusalcı ve milliyetçi eksende bir ideolojisiz zemine oturtulmak istendi. Kızılelma tamamen budur. Ve bu sanal bir oluşumdur.





MHP BEN BU OYUNDA YOKUM DEDİ





* Peki bu psikolojik harekatın içinden siyasi yapılar kendilerini kenara çekebildiler mi?





Çekemediler maalesef. Sadece MHP, 22 Temmuz’dan sonra ben bu oyunda yokum dedi. Yıllarca müesses nizamın kendilerini, kafalarındaki projeleri hayata geçirmek için bir enstrüman olarak kullandığını fark edip kenara çekildiler. MHP’nin 22 Temmuz’dan sonra hem seçim sonuçlarını hem kendi üzerinden kurgulanan senaryoları çok iyi algıladığına, şimdi sırtını devletin derinliklerine değil, Türkiye’nin derinliklerine dayama çabası içinde olduğuna inanıyorum.





* Sauna, Atabeyler, Danıştay, Malatya cinayetleri, Ergenekon. Bu yapılanmanın çoklukla operasyonel, yani sağ kanadı deşifre oldu, yargı önüne çıktı. Peki bu yapıların sol eli nerede?





Ben sol eli olduğunu düşünmüyorum. Bu biraz o yapıyı yönetenlerin yaklaşımlarıyla alakalı. Bugün Ergenekon’u yönetenler milliyetçi vurgusu öne çıkan insanlar.





* Kızılelma’da sol var diyorsunuz ama?





Orada var, doğru. CHP, ADD başta olmak üzere birçok siyasi parti ve sivil toplum kuruluşunu bunun içine çekmeye çalıştılar. Çok önemli isimleri de kullandılar.





* Mesela?





Cumhuriyet mitingleri bu psikolojik harekâtın parçasıydı. Türban vesilesiyle bunlar yine harekete geçirildi. Şu an kısmî bir sükûnet var. Anayasa Mahkemesi türbanla ilgili Anayasa değişikliğini iptal etmezse 22 Temmuz seçimlerinden önceki bir süreç yeniden başlatılmak istenebilir.





* Peki Ergenekon’un İslamcıları nerde?





Mahir Kaynak’ın güzel bir sözü var, bir illegal yapı oluşursa devlet bir yılda ondan mutlaka haberdar olur ve onu kontrol altına alır diye. Ben açıkçası muhafazakâr kesim dâhil, Ergenekon’un her yapının içine sızdığını düşünüyorum. Buna AK Parti de dâhil. Cemaatlere, tarikatlara da sızmış olabilirler.





* Var mı örnekleri bunun?





Çok ünlü ve muhafazakâr kesimin hit hâline getirdiği bir şahısla ilgili Emniyet’te soruşturma yapıldığında, iki MİT görevlisi geliyor. Bu şahsı polisin elinden alıyorlar. MİT görevlileri geldiğinde ilk tepkisi şu oluyor: “Yahu nerede kaldınız? Bir saattir burada perişan oldum.” Yeni dönemde bir psikolojik harekât yürütülürken muhafazakâr kesimden kullanacakları isimler olabilir. Çünkü orada da irtibatları var. Mesela, 1960’larda sol hareketler güçlendiğinde Yeniden Millî Mücadele Hareketi’nin içine sızıp sol harekete karşı bu grubu toplumsal güç olarak nasıl destekledilerse, bugün de bir benzeri yaşanabilir. Son dönemde Saadet Partisi’nin AK Parti karşıtlığını kendi lehlerine çevirmek için o tarlanın da bir miktar işlendiğini düşünüyorum. Düşünün Kanaltürk Saadet’in mitinglerini verecek hâle geldi.





ERGENEKON ŞU ANDA SİYASİ PROJE ÜRETEMİYOR





* Madem siyasete bu kadar sirayet edebiliyorlar, Ergenekon’un veya etki alanındaki kişilerin bugünkü siyasi projesi nedir?





22 Temmuz’dan önceki proje Kızılelma koalisyonuydu. Bugün kafaları hayli karışık. Bir çıkış yolu bulamadılar.





* Neden bulamıyorlar?





MHP’nin tavır değişikliğinden dolayı. Bunun üzerine kafa yordukları belli. Bazı haberlerden (Patalya buluşmasını kastediyor) bir arayış olduğu anlaşılıyor. Ancak bunun tam adını koymuş ve kendi içlerinde henüz birlik kurmuş değiller.





* Ergenekon gibi örgütlerin ve çetelerin yurtiçi ya da dışı para kaynakları neler?





Bunlar gelir getirebilecek her işi, hiçbir millî, manevî, ahlakî değeri hesaba katmaksızın, kullanabiliyorlar. Dava dosyalarında üç husus öne çıkıyor: Uyuşturucu, tahsilat, tehdit, şantaj vs. Çek senet tahsilatlarını “factoring” şirketleri üzerinden yasal kılıfa büründürüyorlar. Devlet, bu şirketleri mercek altına alsa, bunların önemli kısmının mafyanın elinde olduğunu görür.





* En bariz örneği Doğuş Factoring mi?





Evet, bu şirketi kuran uyuşturucu kaçakçısı Ertuğrul Yılmaz. 2003’te PKK görüntüsüyle Almanya’da infaz edildi. Daha önce Ankara’da Banker Bako denen adamı öldürmekten aranıyordu. O da Almanya’ya kaçtı. İstanbul istihbaratının Ümraniye soruşturmasına da eklenmiş çok önemli bir notu var. Bu notta, factoring şirketinin yönetim kurulu başkanı (Muzaffer Gökçimen) şirketin Ertuğrul Yılmaz’ın paralarıyla kurulduğunu itiraf ediyor. Ortakların arasında başlangıçta Muzaffer Tekin yok. İki sene sonra ortakları değişiyor, bağlantılı şirketler kuruluyor. Muzaffer Tekin giriyor. Ve bir bakıyorsunuz bu şirketin avukatı Danıştay cinayetinden mahkûm olan Avukat Alparslan Arslan! Böyle bağlantılar var. Zaman zaman kendilerini ele veriyorlar.





* Darbe planlarını 2009 yılına kaydırdılar ancak asıl hedefleri 2023 diyorsunuz. Ne demek bu?





Bunlar Türkiye’nin hızla bölünmeye gittiğini, böyle devam ederse Doğu’da bir Kürt devleti kurulacağını, parçalanan Türkiye’nin İran’a döneceğini düşünüyorlar. Hedefleri ise 2023’te yani cumhuriyetin 100. yılında, kafalarındaki tüm senaryoları hayata geçirecekleri, sözde hainlerden ve işbirlikçilerden arındırılmış ırkçı ve içine kapalı bir devlet yapısı oluşturmak.





BAZILARINA GÖRE BAŞBAKAN 12 SUİKASTTEN KURTULDU





* Bahsettiğiniz bu yapının söylemleri millî görünüyor. Gerçekten öyle mi?





Hayır değil. Bunlar millî değil. Bu onların ideolojik kalkanları. Başlattığınız bir hareketin ideolojik felsefesi olması lazım. Bu da ondan başka bir şey değil. Dışarıyla bağlantıları var; ama dava dosyalarında onlar gözükmüyor. Hangisinde olduğunu hatırlamıyorum, bir yerde Alman gizli örgütünün adı da geçiyor mesela. Alman gizli örgütünün ayak izlerine bir iki yerde rastlanmış sanki. Tabii bu sadece onlarla sınırlı değil. Adamlar işlerini iyi yapıyorlar. Bizimkiler gibi kör göze parmak sokmuyorlar.





* Devlet erkanına yönelik kaç suikast planı vardı 2002-2007 arası?





En son Antalya’da çıktı bir ekip. Başbakana yönelik suikast planı epeyce fazla. Biz üçünü dördünü biliyoruz. Bazıları 12 diyor.





* Bu illegal yapının ortaya çıkarılması için bir süper savcıya mı ihtiyaç var?





Süper savcı önemli bir aksiyon olur. Ama her şeyi çözmez. Sizin ona süper demeniz onun süper olduğunu göstermez. Yargı, asker ve siyaset arasında bu çetelerin çökertilmesine ilişkin bir üçlü mutabakat yoksa adına süper deyin ultra süper deyin bunu çözmeniz mümkün değil.





* Nereden başlamak gerekiyor o zaman?





Önce yönetimin şeffaf hâle gelmesi gerekiyor. Bu da ancak AB projelerinin hayata geçirilmesinden sonra mümkün olur. Reformlarla yargı ona göre kurgulanacak, TSK’nın rolü ona göre yeniden şekillenecek, siyaset kurumları ve parlamento daha güçlü hâle gelecek. Ayrıca şeffaf yönetim anlayışı topluma egemen olacak. İşte o zaman bu yapılar çökertilebilir. Kapalı rejimlerde bunların üzerine gitmek mümkün değil.














27 NİSAN’IN EN ÖNEMLİ AKTÖRLERİ ANKARA’DAKİ İKİ GAZETECİ





* 27 Nisan 2007 sürecinde neler oldu?





Politikacılar olarak Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar iyi sınav vermediler bu süreçte. Şu ana kadar yaptıkları açıklamalar da tatmin edici değil maalesef. Bir telefondan söz ediliyor orada.





* Arayan 1 numara mı?





Zannetmiyorum. Çünkü o tür görüşmeler telefon üzerinden 1 numara aracılığıyla olmaz. Yani teknik olarak mümkün değil. Ben yüz yüze görüşme olduğunu düşünüyorum. Bu tür ilişkilerde bağlantı daha çok bir sivil üzerinden kuruluyor, bir üniformalı üzerinden değil. O tarihte siyasi partiler, bazı askerler ve yargı çok özel toplantılar yapıyor. O yoğun trafikte öne çıkan ve her yerde izine rastladığımız iki gazeteci var.





* Kim onlar?





Biri akademisyen kökenli gazeteci. Diğeri de bir gazetenin Ankara Temsilcisi. Çok özel duyumlarım var. Özellikle CHP ve bazı yargı mensupları ile ilişkilerde bu iki ismin çok önemli rol üstlendiği kanaatindeyim. Anavatan ve DYP’nin o tarihteki tavır değişikliğinde bu isimlerin rol almış olabileceğini düşünüyorum.





DEMİREL BİLE 27 NİSAN SENARYOSUNUN PARÇASI HÂLİNE GETİRİLDİ





* Peki Çankaya, Güniz Sokak, Cumhuriyet mitingleri ve ulusalcı yapılanma 27 Nisan sürecindeki denklemin neresinde? Hepsi irtibatlı mı?





İrtibat deyince gazeteler bir şema çiziyor ve tepeye bir isim yazıyor. Sonra da bağlantılar kuruluyor. Böyle şematik bir değerlendirme çok doğru olmayabilir. Ama bazı isimler bu senaryonun dolaylı olarak parçası hâline getirildi. Mesela Süleyman Demirel de bunlardan biri.





* Nasıl oldu bu peki?





Gül’ün cumhurbaşkanı seçtirilmesi hâlinde darbe olabileceği kanaatini Demirel’in bu isimlere güçlü şekilde empoze eden kişi olduğunu düşünüyorum. Ama bu Demirel’in onlar adına konuştuğu sonucunu doğurur mu? Doğurmaz. Bu bir görevlendirme gibi değil. Ama üç kişi gidip bunları anlattığında, Demirel bunlardan etkilenerek birilerini harekete geçirebilir.





* Genelkurmay’da 27 Nisan gecesine kadar 3 kez geniş katılımlı toplantı yapıldığı, cumhurbaşkanlığı için açıklama yapılmaması; hatta Anayasa Mahkemesi’nin tavrının beklenmesi yönünde karar alındığı iddia ediliyor. Ne oldu de gece yarısı böyle bir açıklama yapıldı?





Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt 12 Nisan’da bir basın toplantısı yaptı. Hemen her konuda konuştu. Ama bazı çevrelerin yüklediği anlamda bir basın toplantısı olmadı. İstediklerini alamadılar yani. Önemli bir kısmına katılmamakla birlikte Büyükanıt’ın açıklamasını tatmin edici bulmadılar ve büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Bunun üzerine büyük bir tazyik başladı Büyükanıt üzerinde. Hatta bir TV kanalında gerekirse 70 ordu kurarız yine de onlara bu meydanı dar ederiz dediler.



* Peki ayrışma olduysa e-muhtıra nasıl veriliyor o zaman?

Ayrışma olmadı… Bu tehditleri yapanlar zaten Genelkurmay’ın dışında… O dönemde daha sert açıklama yapma ve iktidarı uyarma noktasındaki görüş ayrılığı komuta kademesine de yansıdı. O üç ayrı toplantının bu görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik olduğunu düşünüyorum. Büyükanıt’a rağmen bu açıklamanın siteye konulduğunu ya da Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun’un bu süreçte çok etkin rol aldığını iddia edenler oldu. Sonuçta buna dair elimizde delil yok. Komuta kademesinde görüş ayrılığı olduğu fikrine katılıyorum; ama Büyükanıt’ın bilgisi dışında ve ona rağmen bu bildirinin konduğunu düşünmüyorum. Belki içine sinmemiş olabilir, alttan gelen tazyiklerle “evet” demiş olabilir. O bildiri metnini bir gazetecinin yazıp yazmadığı konusu hâlâ tartışmalı malum. Bildiğim bir şey var. İki gazetecinin o dönemde askerle o süreci destekleyen sivil unsurlar arasında ciddi bir rol aldığı kanaatindeyim.

 

The Future of communication

 

http://www.saatchi-gallery.co.uk/
Saatchi Gallery Virtual tour
You have already rated this artwork


http://www.youtube.com/watch?v=3V59YQ2ikYk


The vision of future communication by Kevin Roberts, Saatchi

The Future of communication

 

TRT'nin İlk Yayını

 

TRT'nin İlk Yayını


TRT'nin İlk Yayını

 

GARGANTUA, Rabelais’nin romanı (tarih 1534) RABELAIS

kan konuşmaz nazım hikmet romanı

 

gargantua

gargantua kitap kapagı

gargantua cem yayınları

f rebaleais

 

François Rabelais

Gargantua



Fransız Rönesanssının en parlak isimlerinden Rabelais, 1494 yılında, düşünce ve sanatta değişimin başladığı günlerde doğdu. Önce din eğitimi aldı ve eski Yunanca’yı öğrendi. 1530’da ise Montpellier Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yazıldı. Hekimliği sırasında Hippokrates’in “Aphorismoi”sini çevirerek başladı edebi hayatı. Kısa bir süre sonra -”Çok Ünlü Pantagruel’in Korkunç ve Ürkütücü Marifetleri ve Kahramanlıkları”nı- “Pantagruel”i(1531), isminin harflerini değiştirerek elde ettiği Nasier Alcofrybas müstearı ile yayınladı. Ardından -”Pantagruel’in Babası Koca Gargantua’nın Paha Biçilmez yaşamı”- “Gargantua”(1534) geldi. Aynı yıllarda, bir diplomat olan Paris Piskoposu’nun özel hekimi de olmuştu.

 

 

Bu sayede İtalya ve Roma’ya uzun seyahatler yapma ve Rönesans’ın kalbini tanıma fırsatını elde etti. 1546 yılına kadar kendini bütünüyle tıp mesleğine veren Rabelais, yine bir Roma yolculuğu dönüşünde, serinin üçüncü kitabını yayınladı; “Soylu Pantagruel’in Kahramanlıkları ve Sözlerinin Üçüncü Kitabı”. Bugün kısaca “Gargantua” olarak adlandırdığımız bu fantastik hikayeler, “Soylu Pantagruel’in Kahramanlıkları ve Sözlerinin Dördüncü Kitabı” ile tamamlandı. 1553 yılındaki ölümünden sonra ortaya çıkan beşinci kitabın ona ait olduğu ise kesin değildir.

Bir Halk Masalı

 


“Grandes Croniques” adlı masal, büyücü Merilin’in, İngiliz Kralı Arthur’a savaşta yardımcı olmaları için yarattığı dev bir ailenin kahramanlıklarını anlatır. Rabelais’ın çıkış noktası işte bu halk masalıdır. İlk kitapta içkiciler kralı Pantagruel’i ve onun arkadaşı anarşist Panurge’yi, ikinci kitapta ise baba Gargantua’yı tanıtır okuyucusuna. “Gargantua”, yazılış tekniği olarak bugünkü roman anlayışına oldukça yakındır. Ortaçağla modern zamanlar arasında bir köprü olan Rabelais, bu yapıtı ile romanesklerden romana geçişin de habercisi olmuştur diyebiliriz.

Baştan sona bir şenlik havası hakimdir metinde. Mesela, sevimli devimiz annesinin kulağından gelir dünyaya. Sonra bebeğin geçmişini takdim eder, soyunu sopunu, asaletini sergiler Rabelais. Ardından çocukluk yılları ve eğitim dönemine geçer. Ortaçağ bilgileri ve skolastik felsefesi ile donanmış üstat Holoferne’den aldığı derslerle tam bir sersem olur küçük dev. Gargantua’nın cehaletinin tam anlamıyla açığa çıktığı yarışma, aslında Ortaçağ düşüncesi ile eski yunan felsefesinin aydınlığı arasındadır. Babası farkı görür ve oğlunu Ponokrates adlı bir pedagoga teslim eder.

“Sizce ne diyedir bu peşrev, bu kalem hünerbazlığı? Şundan ötürü ki, sizler, benim sadık çömezlerim ve sizler dışında kimi aylak zıpırlar, Gargantua, Pantagruel, Fessepinte, Uçkurlarım, Domuz Yağlı Nokut Üstüne, vb. gibi bizim uydurduğumuz alaylı kitap başlıklarını görünce hemen sanırsınız ki içlerinde yalnız alaylar, tuhaflıklar, gülünç uydurmalar vardır; çünkü herkes dış görünüşün yani başlığın şakacılığına, maskaralığına bakıp daha ötesine gitmez. Ama insanların eserlerini böylesine hafife almak doğru değildir.

 

 

Çünkü siz de söylemez misiniz: Papazı papaz eden cüppe değildir, kimi keşiş kılığına girer, ama içinde hiç keşiş olmaz, kimi İspanyol şalına bürünür, ama hiç de İspanyol yüreği olmaz. Onun için kitabı açmak ve içindekileri özenle tartmak gerekir. O zaman görürsünüz ki kutunun içindeki ilaç kutunun umulduğundan çok daha değerlidir, demek istiyorum ki bu kitapta işlenen konular başlığın düşündürdüğü kadar abuk sabuk değildir” sözleri Rabelais’e aitti ve hiç şüphe yok ki, “Gargantua”nın içerdiği gerçekliğe ve gerçeğin eleştirisine dikkati çekmek istemişti...

Hümanizmin el kitabı; Gargantua

 


Humanist bir dünya görüşünü benimseyen Rabelais, dev Gargantua ve oğlu Pantagruel’in olağanüstü hayatlarını anlatırken, dünya görüşünü, anlattığı hikayeden çok anlatış biçiminde dışa vurmuş, o yılların üslubuna aykırı olarak, ciddiyetten uzak, insani, son derece neşeli, mizahi ve fantastik bir metin yaratmıştı. Güldürünün bu düzeyi bile başlı başına bir taşlamaydı o dönemde. Elbette özgür düşüncenin gardiyanlığına soyunan Sorbonne’lu Katolik öğretim üyelerinin aforizmasına da uğradı Rabelais. Ancak bu yasaklar, onun ününün değil Fransa’ya, İngiltere ve Almanya’ya bile yayılmasına engel olamadı. Pek çok benzeri ya da uyarlaması üretildi Avrupa’da “Gargantua”nın.

Rabelais’in hikayesindeki isimler, simgesel niteliktedir. Mesela Gargantua’yla yarışan Eudemon ve yeni hocası Ponokrates Latin ve Yunan adları ile, Kilisenin dışladığı bir geçmişin zenginliğini vurgularlar. Aslında her olay, her motif hümanist düşüncenin üstünlüğüne, özgürlüğün verdiği mutluluğa ve güler yüzlü bir hayata gönderir okuyucuyu. Sadece kahramanlarının yaşayış tarzı değil -yukarıda belirttiğim gibi- metnin yazılışı da tam bir cümbüş havası içerisindedir. Benzetmeler, yergiler, ironik ve alegorik özellikler, devler, cüceler, kaba şakalar, belden aşağı göndermeler, ağırbaşlı tartışmalar tekmili bir arada, yanyana dizilmişler, daha doğrusu harman edilmişlerdir.

“Gargantua”nın yazıldığı yıllarda, yazarlar için gerçeklerin edebiyata yansıması önemli bir problemdi. “Halk edebiyatı ve efsane ile yakın ilişkisi olan, anlatıda dışsalı, akılcı mantığı dikkate almayan Rebelais, zamanının önemli bir estetik sorununa da çözüm getirmiştir. Bütün abartmalara, içindeki olağanüstü durumlara rağmen, Gargantua ve Pantagruel’deki kişiler -gerçek- yaşama sıkı sıkıya bağlıdır.

 

Hiç kuşkusuz, bu roman, -topluma dair- çözümsel bir yaklaşımın tohumlarını içerdiği kadar, kökleriyle de mitolojinin yataklarına ekilidir; ama bu yine de, yazarın Papalık’ın, skolastisizmin, feodal devlet gücünün ve ahlakın toplumsal özelliklerini ortaya koyabilmesine yetebilmiştir”.

 

 

Üstelik Rabelais, feodaliteyi tasfiye edecek yeni bir toplumsal sınıfın, yani burjuvazinin ilk temsilini de sunmuştur okuyucusuna “Gargantua”da. “Romanın başlıca kişilerinden biri olduğu kadar, zengin olmanın bir çok yolunu bildiğini, bunun en namuslusunun da gündüz vakti adam soymak olduğunu söyleyen Panurge, bütün sevimliliğine rağmen, varoluşunda yıkıcı bir öğeyi taşıdığı gibi, feodalitenin bağrında yavaş yavaş olgunlaşmakta olan yeni toplumsal güçlerin de allegorisidir”.

Roman sanatının bundan sonraki serüveninde, uzun yıllar boyunca, Rabelais’inkine benzer bir yergi ve güldürü üslubu egemen oldu. Bunda “Gargantua”nın payı ne kadardır ölçmek mümkün değil elbette, ama bu olağanüstü hikayeyi, bugünkü fantastik edebiyatın soy kütüğünün başına yazmakta hiç bir sakıca yok; -neredeyse- 500 yıl öncesine ait çağdaş bir anlatı “Gargantua”...

 

 

 

 

Theleme tekkesinin büyük kapısı üstündeki yazıt

Girmeyin buraya, ikiyüzlüler, yobazlar,
Kartlaşmış maymunlar, kalleşler, yağ tulumları,
Yapmiri çarpık boyunlular, odun kafalılar
Got’lardan, Ostragot’lardan beter hödükler,
Sahte çilekeşler, takunyalı kara böcekler,
Kürklü dilenciler, safa pezevenkleri,
Kayış suratlı, şiş göbekli fitne tellalları,
Gidin başka yerde satın dolaplarınızı.

İğrenç dolaplarınız

Kötülüklere boğar

Çayır çimenimi

Yalan dolanlarıyla

Türkülerimizi bozar

İğrenç dolaplarınız

Girmeyin buraya, doymak bilmez hukukçular, avukatlar,
Kâtipler, mübaşirler, halk kemiricileri,
Fetvacılar, evrakçılar, yalancı sofular,
Ve siz yargıç eskileri, siz ki tasmaya
Vurursunuz namuslu yurttaşları itler gibi,
Darağacıdır sizin hak ettiğiniz makam,
Gidin anırın orda! Burada işlenmez
Sizin mahkemelerde işlenen haksızlıklar.

Davalar duruşmalar

Bizim burada ne arar

Burda yalnız keyif var

Sizin olsun bolundan

Dolambaçlı karmaşık

Davalar duruşmalar.

Girmeyin buraya, siz ey pinti simsarlar,
Oburlar, sömürgenler, durmadan toplayanlar
Dolandırıcılar, sinekten yağ çıkaranlar,
Kamburu çıkmışlar, yassı burunlar, sizler ki
Tıka basa altın doldurursunuz küplere,
Tıkanır tıkanır, doymak nedir bilmezsiniz,
Sizi gidi pis suratlı namert herifler sizi
Ölümlerin en beteri almış hepinizi.

İnsanlıksız suratlar

Gitsinler başka yerde

Saç sakal kestirmeye

Buraya yakışmazlar

Savulun bu tekkeden

İnsanlıksız suratlar

Girmeyin buraya, havlayıp duran köpekler,
Sabah akşam asık suratlı, kıskanç moruklar,
Siz de girmeyin hır çıkaran dırdırcılar,
Karısını hapsedip cinlere başvuranlar,
Yunan olsun Latin olsun kurttan beter kişiler,
Ne de siz uyuzlar, frengiden çürümüşler,
Gidin başka yerde dökün kurtlarınızı,
Her yanları kabuk bağlamış yüzü karalar.

Yüz akı, ışık, oyun

Burda onlar var yalnız

Sevinçli türkülerle

Tüm bedenler sağlamdır

Yarar onlara çünkü

Yüz akı, ışık, oyun.

Siz gidin buraya, baş üzre yeriniz var,
Buyurun sizler, soylu yiğitler, kahramanlar,
Kazancı, geliri bol yerdir bizim burası,
Gelin, büyük küçük yüzlerce, binlerce gelin,
Konuklanırsınız, ağırlanırsınız burada
Hele sizler, en yakın dostlarım olursunuz,
Siz güler yüzlü, şakacı, şen şakrak insanlar.
Siz bütün sözü sohbeti yerinde olanlar.

Sohbet ehli olanlar

Kötülükten arınmış

Bilge, ince insanlar

İnsanca yaşamanın

Yolunu burada bulur

Sohbet ehli olanlar.

Girin buraya sizler de, ki, kutsal İncil’i
Açık dille sunarsınız, yılmayıp kimseden
Burası bir sığınak, bir kaledir sizlere
Sahte dilleriyle dünyayı zehirlemekten
Bıkmak bilmeyen o şirret sapıklara karşı.
Gelin ki kuralım burda yürekten inancı
Ve gelelim haklarından sözle ve yazıyla
Tanrı sözünün özüne düşman olanların.

Tanrı sözünün özü

Hiç kararmak bilmesin

Bu tertemiz tekkede

Her yüreği kuşatsın

Her ruh içine dolsun

Tanrı sözünün özü.

Girin buraya sizler, üstün soylu bayanlar,
Girin apaçık yürekle, ferah gönüllerle
Siz yüzleri nur saçan güzellik çiçekleri,
Girin baş eğmeden edepli vakarlarınızla
Şerefli insanların sarayıdır burası,
Özel buyruk verdi sizin ağırlanmanız için
Burasını bizlere cömertçe bağışlayan
Her şey için bol bol altın veren yüce kişi.

Bol bol verilen altın

Hayrına olur yarın

Altın verenin bol bol

Her ölümlü insanın

Olur derdine derman

Bol bol verilen altın.

GARGANTUA


François Rabelais


T. İş Bankası Kültür Yayınları


Çevirenler, Sabahattin EYUBOĞLU


Vedat GÜNYOL


Azra ERHAT


1. Baskı, Mart 2000, Sf. 227-230


http://www.imdb.com/title/tt0156554/


GARGANTUA, Rabelais’nin romanı (tarih 1534) RABELAIS

YİRMİNCİ ÂSIR TARİHİ

HTTP://ENFLASYONCANAVAR.BLOGGUM.COM

1 CENT 1 KURUŞ

sosyalgüvenliği tam TÜRKİYE

1 DOLAR 1 TÜRK LİRASI NOKTA KADAR MENFAAT İÇİN VİRGÜL GİBİ EĞİLME Nano-Quote: "Any intelligent fool can make things bigger, more complex and more violent. It takes a touch of genius-and a lot of courage-to move in the opposite direction." -Albert Einstein Nano-TERCÜMESİ: . "herhangi bir zeki enayi, daha şiddetli ve daha fazla complex, daha büyük şeyleri yapabilir". Yöne tamamlayan bir rol'de de çok cesaretle hareketi ve geniusun bir dokunmasını tutar. . Albert Einstein. "konuş TÜRKİYE ve veya İsmet Özel'i okuma klavuzu" Aşk üçgeni olmayan bir film görmedim ben. Bu üçgende x, y'ye; y, x'e; z'de x'e aşık olur genelde. Bazen, senaristler işi o kadar karıştırır ki, bazı aşklar dörtgene kadar varabilir. Hayır grup seksten bahsetmiyorum. Hatırla Sevgili'de var böyle bir aşk dörtgeni mesela. Ahmet, Mişen'e; Yasemin, Ahmet'e; Necdet, Yasemin'e; Leyla da, Ahmet'e aşık bu dizide. Sonra Ahmet Mişen'den cayıp Yasemin'e aşık oluyor. Tabii bu tür durumlarda, aşk kare olmaktan çıkıp aşk yamuğuna dönüyor iş. Senaristlerin işi çok fazla karıştırdığından şikayet etmiştim. Aslında ne kadar karışık olabilir ki, geometri; "Karenin çevresi kenarların toplamıdır" şeklinde ne de olsa formülü var, formülleri var. Ama gel gör ki, aşkın formülü yok. İki kişinin ilişkisi bile yeni bir kişilik oluştururken, yani her ilişkinin kendisine göre karekteristiği varken; ki, ben bu yüzden hiç bir, ideal ilişki vaat eden kitapları okumazken, nasıl böyle aşksal üçgenlere, dörtgenlere kadar senaryo yazıyorlar? Nerden alıyorlar bu cesareti? Arkalarında kim var? Kim varsa ben de, yaslanmak istiyorum da ben... Şaka bir yana, konumuza dönelim: "Doğrusal Aşk". Nedir doğrusal aşk? İki nokta arasındaki düz bir çizgi, doğrusal bir çizgidir. O zaman da, doğrusal aşk, iki kişi arasındaki aşktır. Ve doğru bir çizginin sonsuza kadar uzaması gibi, doğrusal bir aşk da sonsuza kadar uzanabilir. Ne kadar romantiğim? Romantikliği es geçersek, ya kardeşim! ben, x'in y'ye; z'nin, f'ye; k'nin, n'ye aşık olduğu ve her şeyin nizami bir şekilde devam ettiği, çiftlerin eşli okey oynadığı, aşk üçgenleri olmadan bir filmi ölmeden izleyemeyecek miyim? Göremezsem ben ne yapacağımı biliyorum. Elimi hiç kaldırmadan çizdiğim bu şekile, ve belirttiğim harflere birer isim verip öyle bir aşk geometrisi oluştururum ki, bir daha kimse aşk senaryosu falan yazamaz. Senaristler size sesleniyorum. KELEBEK ETKİSİ Kelebek Etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki ufak değişikliklerinin, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen isimdir. Bu kuramı ilk olarak 1963 yılında meteorolog Edward N. Lorenz adlı bir bilim insanı, bilgisayarında hava durumlarıyla ilgili hesaplar yaparken bulmuştur. Edward N. Lorenz, ilk hesaplamasında 0,506127 sayısını başlangıç verisi olarak kullanmış; ikinci hesaplamada ise, ondalıksayı temsillerindeki (binler basamağı sonrasındaki değerleri) çıkararak 0,506 sayısını kullanmıştır. İki sayı arasında sadece-ve-sadece yaklaşık 1/1000 (binde bir), yâni bir kelebeğin kanat çırpmasının yarattığı rüzgârla eşdeğerde fark olmasına rağmen, süreç içindeki ikinci hesabın, birinci hesaba karşın çok daha farklı neticeler verdiğini bulgulamıştır. Elbette ki, Lorenz'in sanal dünyasında geçerli olan kurallar Newton'un kanunlarından yola çıkarak kurulmuş deterministik kurallardır. Lorenz, ilk başta bu deterministik sistemi anlamayı başarırsa, atmosfer olaylarını da belli bir yaklaşıklıkla anlayabileceğini ve de tahmin edebileceğini düşünüyordu. Yaklaşık aynı tarihlerde Von Neumann adlı diğer bir bilim insanı da Yüksek Araştırmalar Enstitüsü'nde benzer bir düşünceyle atmosfer olaylarını anlamaya çalışıyordu. Von Neumann da, atmosferin deterministik bir modelini kurarak hava durumuna istediği gibi müdahâle etmek amacını gütmekteydi. Von Neumann'a göre hava hareketleri deterministik bir sistemdi ve yeterince güçlü bir bilgisayar ve yeterli sayıda gözlemle pekâlâ bu sorunun üstesinden gelinebilirdi. Ancak o tarihlerde bilgisayarların gücü ve kapasitesi yetersiz olduğu için Von Neumann, öncelikle daha güçlü bilgisayarlar geliştirmeye ağırlık vererek bir başka açıdan bu kurama katkıda bulunuyordu. Lorenz ise, kendi sistemini biraz daha incelediğinde sadece 3 denklemin hava olaylarını taklit etmeye yeteceğini görmüştü. Basitleştirilmiş denklemlerini daha iyi yorumlayabilmek için bir başka yöntem geliştirdi. Sonunda, normalde sayılardan oluşan çıktıyı (çizelgeyi) bir yazıcı ile görünür hâle getirmeyi başardı. Böylelikle atadığı herhangi bir parametrenin zamanla nasıl değiştiğini bir bakışta görebiliyordu. Lorenz 1961 yılında, bu ardışık dizilerden birini ayrıntılarıyla incelemeye karar verdi. Bunu görebilmek için ise tüm sistemi baştan başlatmak yerine ortalardan bir yerden başlattı. Makineye başlangıç değerlerini yükledi bir saat kadar sistemi çalışması için serbest bıraktı. Bir saat sonra çıktılara baktığında ise hiç beklemediği bir durumla karşılaşmıştı..! Sistem bir öncekinden çok daha farklı bir çıkış üretmişti! Bu duruma oldukça şaşıran Lorenz, ilk başta bilgisayarındaki vakum tüplerinden birinin yandığını düşünmüş, ancak teknik bir aksama olmadığını görünce, kısa bir süre sonra şok edici gerçeği fark etmişti. "Kelebek Etkisi" ya da Başlangıç koşullarına hassas bağımlılık. Lorenz, altı haneli kesirli bir sayı olan başlangıç değerini (0,506127) değil de, sadece üç basamak olarak (0,506) girmiş ve doğal olarak, binde birlik bir farkın sistemi o kadar da etkileyemeyeceğini düşünmüştü. Aslında bu varsayım akla uygundu, çünkü geleneksel (Deterministik) fizikte, girişteki ufak değişimlerin çıkışta da ufak değişimlere yol açacağı düşünülmekteydi. Kural olarak, neredeyse doğru bir girişe karşın, yine neredeyse doğru bir çıkış elde edilmeliydi. Oysa Lorenz'in sistemindeki simülasyona göre hava akımlarındaki bu önemsiz değişiklikler çok büyük doğal felâketlere dönüşebilmekteydi. Lorenz, Kelebek Etkisi adını verdiği bu durumu, sonunda doğru analiz ederek meteorolojik olayların tahmin edilemeyecek kadar karmaşık olduğunu betimleyen bir makale yazdı. Doğal olarak, Von Neumann bu görüşe karşı çıktı. Ancak, onun çalışmalarıyla hayat bulan bilgisayarlar ve yazılım teknolojisi ilerledikçe, tüm veriler ve bulgular, bir kez daha Lorenz'in haklılığını hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyordu. Bu süre içinde, Kelebek Etkisi'ne teknik bir isim de verilmişti: Başlangıç koşullarına hassas bağımlılık. Lorenz'in 1963'de yayınlanan orijinal araştırmasında; ilk başlarda, bir martının kanadını çırpmasının hava durumunu sonsuza dek değiştireceğinden bahsedilmekteydi. Daha sonra verdiği konferanslarda ise Lorenz, martıyı daha romantik olan kelebek imgesiyle değiştirdi. Çünkü, aşağıdaki resim, Lorenz Differensiyal Denklemleri'nin AB-3 metodu kullanarak simule edildikten sonra, x ve z eksenlerinin birbirine karşı çizilmesi sonucunda elde edilmiştir. Doğal olarak bu sonuç çizelgesi, birçok kişi tarafından bir kelebeğe benzetilmekteydi. Bu nedenle bu kuramın adı, yaygın kullanımıyla "Kelebek Etkisi" adıyla bilim çevrelerinde de kabul gördü. ADMİNİSTÖR, MODERATÖR, EDİTÖR STATÜKOSU !!! MEDYANIN İNTERNETTE YAPILANMA PROJESİ 100 ADMİN HUSÛSİ-YETİ ! 1-)Admin ezeli ve ebedidir.! 2-)Admin her zaman her kosulda haklidir.! 3-)Admin söyledigi sözün arkasindadir 4-)Admin kâti ve disiplinlidir. 5-)Admin digerlerinden farklidir öyle olmak zorundadir. 6-)Admin OnuR u ilkeleri ve karizmasi için yasar 7-)Herkes admine karsida olsa o bildigini yapar.! 8-)Admin yalan sölemez sölemisse mutlaka bir bildigi vardir veya yanlis anlasilmistir.! 9-)Admin haksizlik yapmaz yapsada herkese yapmistir. 10-)Admin çok iyi çok tatli bir insan degildir. 11-)Admin polistir hirsizlar oldukça ortaya çikar. 12-)Adminin amaci hapse atmak degil; disarda olanlari korumaktir. 13-)Admin sivilken en sevdigi arkadasi olan birine,gerçekten haketmiyorsa görevdeyken ona yetki vermez. 14-)Admin haksiz oldugunu anlasada bunu kabul etmez 15-)Kabul etse bile bunu dogrudan söylemez. 16-)Admin rezil olmaz.Bir sekilde olayi çevirir. 17-)Adminin dedigi dediktir asla kararindan asla dönmez. 18)Adminin cevaplayamacagi soru olmaz. 19)Bilmedigi bir soru varsa bos birakmaz.Bir sekilde yanitlar. 20-)Admin her durumda lafi çok iyi çeviren lehine döndüren kisidir. 21-)Admin çok konusmaz. 22-)Admin lüzümsüz muhabbetler içine girmez 23-)Admin karizma sahibidir bunu korumalidir. 24-)Admin kisa ve net konusur 25-)Admin kurallar dahilindede olsa kendine laf söyletmez 26-)Admin kurallari kendine göre degistirir. 27-)Adminin bulundugu yerde kanun o dur. 28-)Admin baska bir yere normal kullanici olarak gitmez. 29-)Admin ona ihtiyaç duyuldugu için vardir. 30-)Admin bir samuray gibi onuru için ve bir asker gibi baskalari için yasar. 31-)Admin için zaman ve yer kavrami yoktur. 32-)Admin kendi karizmasina yakismaycak basliklar açmaz 33-)Admin sirnasmaz gayri ciddi eylemler yapmaz. 34-)Admin kim olursa olsun herkesi kullanici olarak görür 35-)Admin baskalari bir sey istedi diye bir sey yapmaz kendisi istedigi için yapar. 36-)Admin asla görevini birakmaz.Mücadelesini sürdürür. 37-)Admin resmi ve diplomatik bir dil kullanir... 38-)Admin asik olmayan asik olunan adamdir. 39-)Admin gizlidir saklidir içini kimse bilmez. 40-)Admin disariya kendini anlatmaz. 41-)Gücü otoriteyi simgeledigi için Adminin rengi siyahtir. 42-)Admin alay konusu olamaz.Gülünür ve dalgaya alinirsa admin yaptirim uygular. 43-)Admin dün kabul etmedigi bir seyi bugün etmisse o simdi uygun oldugu içindir. 44-)Admin gerekirse herkesin önünde kullaniciyi azarlar. 45-)Admin geldiginde herkes hazir ol vaziyetinde olmalidir 46-)Admin karsisinda laubali olunmaz bacak bacak üstüne atilmaz sakiz çignenmez. 47-)Adminin resmi,fotografi yoktur o gizlidir. 48-)Admine özel soru sorulmaz 49-)Admin magazinden nefret eden adamdir 50-)Admin güç sahibidir.bunu uygulamaktan çekinmez. 51-)Admin gerekirse pire için yorgan yakar herkesi bir kisi için karsisina alir. 52-)Admin tartismalarda her zaman üstündür.Ezilir veya sikisirsa yetkisini kullanir 53-)Admin gizli olarak siteye gelmez.Aleni olarak gelir; herkes onu görür. 54-)Admin varken onun adina kimse konusamaz. 55-)Admin kardesini arkadasini kayirmaz 56-)Admin hiç bilmesede bir bilene danismaz. 57-)Admin kullanicidan yardim istemez.Soru sormaz. 58-)Admin rica etmez emreder. 59-)Admini harbi insandir dogrudan dobra dobra konusur. 60-)Admin yetenekleri olanlarin oldugu bir görevdir yetenek yoksa asla olunmaz. 61-)Adminler özel insanlardir herkes admin olamaz 62-)Gerçek bir admin yetki tutkunu insandir. 63-)Yönetilmeyi sevmeyen yönetmek isteyenler admin olabilir 64-)Adminlik bir sanattir. 65-)Admin herkese yetki vermez.Verirse degeri azalir 66-)Bir modlugu bin kisi ister bir kisi alir.O bir kiside adminin zorlu testinden geçer onayini alir 67-)Admin sevgiliside olsa haketmiyosa ona yetki vermez. 68-)Admin isle arkadasligi birbirine karistirmayan insandir 69-)Admin profosyoneldir amatörce hareket etmez 70-)Admin gülmez aglamaz heyecenlanmaz sakin ve temkinlidir 71-)Admin ileri görüslüdür.Gelecegi düsünür 72-)Admin hazirliksiz yakalanmaz. 73-)Admin stratejiktir her zaman bir B plani vardir.istisnai durumlarda var gibi davranir. 74-)Adminin haberi olmadigi bir olay veya gelisme yoktur 75-)Admin herseyi herkesden önce bilendir. 76-)Admin sölenmeden sölenmek istenileni anlayan ve çoktan çözmüs olan insandir 77-)Admin pes etmez.Pes etmeme gibi çabasi oldugunuda belli etmez. 78-)Admin statukocudur. 79-)Admin Yenilik yapsa bile bunu kendi kisiligi için yapmaz.Sadece site için yapar. 80-)Adminin her zaman bir bildigi vardir. 81-)Admin unutmaz sadece hatirlamak istemez. 82-)Admin yanlis anlamaz.Karsi taraf yanlis anlatiyordur. 83-)Admin gürültü kavga sevmez. 84-)Admin herkesin fikrini dinler yine bildigini yapar. 85-)Admine iki sor sorulmus ve eger bir tanesinin yanitini bilmiyosa bildigi soruyu cevaplayip digerini unutturur. 86-)Admin sikismaz.Sikistirilirsa ordan kurtulmayi becerir. 87-)Admin polemige gimez.Girdi gibi görünmüsse olayi bitirmek içindir. 88)Admin hep son sözü söler. 89-)Son gülen hep admindir ama bunun nedeni adminin geç anlamasi degil otoritesidir. 90-)Admin bir gece sessiz sedasiz kimseye sormadan yetkileri alan insandir. 91)Admin duygusal konusmalar yapmaz. 92-) admin asla bu isaretleri kullanmaz 93-)Admin idealisttir. 94-)Admine göz yaslarina bogulmus bir kizin sözleri bile tesir etmez. 95-)Bir admin modunu herkesin içinde azarlamaz.BU MOD için degil kendisi içindir.Bu durum kendisine zarar verir. 96-)Bir admin baska bir adminle herkesin önünde tartismaz. 97-)Adminin kendisi gibi admin olanlarla girdigi özel bir yönetim odasi vardir. 98-)Admin ani ve radikal kararlar alan insandir. 99-)Admin gelene hosgeldin gidene güle güle der.Kimseye taviz vermez 100-)Admin olunmaz Admin dogulur..