Tarihin Zulası
| Muhteşem Özdamar | |
![]() |
Tarihin Zulası
Değişimler yavaş gerçekleşiyor.
Ben hayatımın tam ortasındayım.
Yalnız
Tam ortası neresi
Söyleyemeyeceğim.
( Göran Sonnevi, ” Dil; Alet; Ateş ” İsveç’çe’den çeviri bana ait )
Türkiye’nin en ciddi toplumsal sorunlarından biri olan yüzleşme, daha doğrusu yüzleşememe, komünist hareketin önünde de devasa bir görev olarak duruyor.
Duruyor diyorum zira bu iş için biçilmiş kaftan vazifesi görecek olan bir vakıf var. (Türkiye
Sosyal Tarih Araştırma Vakfı (TÜSTAV), 1992 yılında kuruldu. Kuruluş
kararı Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile Türkiye Komünist Partisi’nin
(TKP) birleşmesiyle oluşan Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nin I.
Olağan Büyük Kongresi’nde alınan karar çerçevesinde TBKP Genel Yönetim
Kurulu’nun çalışmalarıyla biçimlendi.)
Vakıf ne yazık ki
beklentilerin tersine, burada girmek istemediğim iç hesaplaşmalar
nedeniyle görevin üstesinden gelmek bir yana, adeta onun
gerçekleşmesini engelleyici bir rol oynuyor.
Yüzleşme ve tarih birbirinin içinde yatıyor.
Tarihin zulasını açtıkça karsımıza yeni aynalar çıkıyor. O aynalar bize ” ne kadar çirkinsin ” bile deseler bakmak zorundayız. Kendi çirkinliğimizi, tıpkı güzelliklerimizi gördüğümüz gibi görebilmeliyiz.
Arada bir yüzleşme kapsamına girebilecek kitaplar çıkmıyor değil. Hoş bunlarin bir kısmı ” biz neymişiz be abi ” dedirten türden. Söz gelimi, kendisi de bir IKD üyesi olan esim, Tüstav yayınlarından çıkan ” Kızıl Feministler ” kitabini görünce ” biz feminist miymişiz? ” diye şaşırıp ” ah sen İKD’yi bana sor ” diyebiliyor. ( İlerici Kadınlar Derneği, 1975 yılında, tarihsel TKP’li kadınların öncülüğünde kuruldu.) Böyle olunca daha çok ” içerden sesler ” duymaya, sahici tanıklıkları, hakiki yaşanmışlıkları okumaya ihtiyacımız olduğu açıktır.
Tarihin zulasını açmak elbette putların kırılması anlamına geliyor.
"Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz gibi isimlerin içinde bulunduğu çoğu doğrudan ABD tezgahında yetişmiş "ulusalcı"
gruba yapılan operasyon ülkede esmesi istenen liberal-işbirlikçi
rüzgarı kuvvetlendirecek. Operasyon bu kişilerden ziyade girilecek
sürece gösterilecek yurtsever tepkileri bertaraf etmeyi hedefliyor."
Bu sözler 'Türkiye Komünist Partisi'nin sol.org.tr adli internet sitesinde yer alıyor.
'TKP' ” Ergenekon ” operasyonundan belli rahatsız olmuş. Nedeni tarihin zulasında yatıyor.
'TKP’nin milliyetçi karakteri tarihinden, sahip çıkmaya çalıştığı gelenekten ileri geliyor.
Komünist hareketi Osmanlının son dönemlerinde ” azınlık ” sosyalist aydınlarca temsil edilen Marksist enternasyonalizm yerine, ittihatçı ve Türkçü görüşlerden gelen, Galiyev’in
milliyetçi komünizmiyle haşır nesir olmuş isimlerle başlatırsanız
varacağınız yer yukarıdaki 'TKP' açıklamasındaki cümlelerde son bulur.
Daha önce Değerli Nazim Beratlı bir yazısında sormuştu. ”
Neden, örneğin Almanya’da azınlıkların solcuları, ana bünye içinde yer
bulurken, Osmanlı’da böyle bir şey olmadı? Niçin Blagoev Bulgar;
Zahariadis Yunan komünist partilerinin başlarına geçtiler de Türk
komünist hareketine eklemlenemediler? Niçin Ermeniler Taşnak Partisi
olarak ayrı örgütlendiler? Niçin Osmanlı Meclis-i Mebus an’ının
sosyalist milletvekilleri Sivas, Kozan, Van ve Selânik’ten gelen Ermeni
ve Bulgarlar? Almanya’da bunun tam tersi oldu ama...”
( Bu
konuda bir yaklaşım örneği olarak Agos’un 25 Ocak tarihli sayısında
Rober Koptas’in ” Ermeni Meselesi ve Solun Özeleştirişi ” başlıklı
yazısını öneririm.)
Tarihin zulasını açtıkça kafamızı karıştıracak meseleler çoğalıyor.
Geçmişte hakikati görmek belki mümkün değildi. Yapacak çok isimiz vardı. Devrim yanı başımızda bizi bekliyordu! Bir dalgaya kapılmış gidiyorduk falan filan.
Şimdi artık bilebiliyoruz, en azından hissedebiliyoruz. Tutmayan, uymayan, ters gelen bir şeyler olduğunu gözlemleyebiliyoruz.
Hakikat, yalanı çıkardıktan sonra geriye ne kalıyorsa o oluyor.
Renklerin ötesindeyim
Saçımı kestim
Sakalımı kestim
Beyaz ışığın ortasında
Yalnızım
( Göran Sonnevi . ibid )
Putların sayısı az değil. Putların ruhumuzda ve kalbimizde edindiği yerler az derin değil.
O derinlik çok sayıda kavram üzerinde kutsallık yarattı. Hayati bir yana bırakıp kavramlara tapınmaya başladık. Onları alladık pulladık, değerinden ve gereğinden fazla önemsedik.
O kavramlar hayatimizin amacı olmakla kalmadı, bizimle birlikte hayati paylaştılar. Onlarla yattık, onlarla kalktık.Emek, komünist, devrimci, yurt, parti, yeni insan.
Tarihin zulasında sayısız kutsallıklar yatıyor. Uğruna ne güneşler batırdığımız kutsallıklar! Bizleri efsunlayan kutsallıklar!
Daha önceki yazımda emek kavramını ele almıştım. ” En yüce değer ” olduğu varsayılan emek’in insanı özgürleştirici olduğu fikrinin insanları nasıl Auschwitz modeline sürüklediğini örneklemeye çalışmıştım.
Simdi sırada parti kavramı var.
Düzenli aidat verilip bir organda çalışma zorunluluğu olan parti. ( Lenin )
” En büyük ustalığımız, en ince hünerimiz ” olan parti. ( Nazım)
Muhteşem Özdamar/ İsveç
Not: Bu
yazıda adı geçen sonraki yazılarda ele alacağım partinin, bugün siyasi
partiler kanunu çerçevesinde kurulmuş olan ve açık milliyetçi
politikalar izleyen “TKP” doğrudan bir ilişkisi yoktur.
“Tarihsel
TKP”, benim de uzun yıllar içinde yer aldığım, ömrünün büyük bir
kısmını illegal koşullarda geçirmiş olan ve bugün artık var olmayan
partidir










