Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Amerikalılar değişim istiyor Amerikalılar değişim istiyor. Iowa'da başkan adaylarını belirlemek için yapılan önseçim, herkesin ihtiyacı olan bir ABD'yi açığa çıkardı: Halk, Bush yıllarını aşmak istiyor Bu yıl yapılan değişikliklere rağmen Amerikan başkanlık seçimleri hâlâ bir maratonu andırıyor. Adayların Iowa önseçimlerindeki kazanma yüzdeleri pek öyle etkileyici sayılmazdı. Barack Obama oyların yüzde 38'iyle Demokrat yarışını kazandı, Mike Huckabee yüzde 34'le kazanan Cumhuriyetçi oldu. İkisi de beklenmedik zaferler değildi, fakat ikisi de karşılarındakilere nakavt yumruğu atmış değil. Rakipleri canlı, güçlü ve başka bir rauntta kazanmaları mümkün. Ayrıca Iowa'da yenmek veya yenilmenin ulusal sonucu öngörmeye pek yardımı yok. Ronald Reagan ve Bill Clinton gibi 'doğal kampanyacı'lar, iki dönem başkanlık yapmadan önce Iowa'da kaybetmişti. 2008 seçimleri de Obama'yla Huckabee arasındaki bir yarıştan ziyade, Hillary ile Rudy Giuliani arasında uzun süredir beklenen rekabete sahne olabilir. Fakat bariz sonuçlar da var. Demokratların adayı ya siyahi bir adam olacak ya da bir kadın ve bunun siyahi Obama olma şansı arttı. Iowa'daki üç ayrıntının bir sonraki New Hampshire oylamasında da tekrar ederse manidar olacak. Birincisi, Clinton'ı desteklemesi beklenen kadınlar, daha çok Obama'ya oy verdi. İkincisi Obama, Hillary'yi bağımsızlar arasında kolayca arkasında bıraktı. Üçüncüsü, Obama yeni ve genç Demokrat seçmenlerin açık farkla tercih ettiği adaydı. Hillary birçok açıdan etkileyici. Ama Iowa'daki oy oranı, birçok Amerikalının ona ısınamadığını açıkça gösterdi. Demokratların bu kez gerçekten kazanacak bir aday seçme kararlılığı göz önüne alındığında, üstün gelmek istiyorsa Hillary New Hampshire'da kendine gelmeli. Sonuç ne olursa olsun, bu, Obama ve Hillary gibi merkezi mesajlar veren iki donanımlı aday arasında geçecek bir Demokrat-Demokrat yarışına dönmeye başladı. Kırsal bir eyalete göre hazırlanmış popülist mesajıyla Iowa'da kazanmak için her şeyini ortaya koymuş John Edwards kaybetti. İkinci olmak yeterli değil. Artık yarışı sonuna dek götürmeye yetecek hız, para ve organizasyonu toparlayamaz. Dördüncü Bill Richardson'ı da aynı kader bekliyor. Joe Biden ve Chris Dodd şimdiden yarış dışı. Demokratlar açısından Iowa'dan çıkan tek net mesaj, bu yıl sola doğru bir 'yalpalama' olmayacağıydı. Sağın durumuysa iyice belirsiz. Huckabee Iowa'da birçok olumsuzluk sayesinde kazandı, en başta Mormon Mitt Romney geliyordu. Ama olumlu bir nedeni de vardı, Huckabee Bush'un siyasi tabanı olan muhafazakâr ve evanjelik Hıristiyan oylarını alabildi. Şimdiki soru, Huckabee'nin hoş tavırları sayesinde, 1988'de Iowa'da geniş oy alan (evanjelik rahip) Pat Robertson'dan daha başarılı bir biçimde bu tabanın ötesine geçip geçemeyeceğiyle ilgili. Bu gerçekleşmezse, Huckabee'nin ana rolü, John McCain veya Giuliani'nin öne geçmesine izin vererek Romney'nin umutlarını söndürmekle sınırlı kalır. Iowa hepimizin ihtiyacı olan bir ABD'yi açığa çıkardı: Bush yıllarının, hatta belki Clinton yıllarının bile ötesine geçmeye çalışan bir ülkeyi. Iowa'da tüm adaylar için en önemli kelime 'değişim'di. İki partiden de statükonun adayı olarak ortaya çıkan olmadı. Bu durum Demokratlara yarayacak. Başkanlığa giden yol dönemeçlerle dolu da olsa, Iowa'dan çıkan mesaj dikkat çekici. Ocak 2009'da Beyaz Saray'da siyah bir adam olabilir: İçki servisi yapmak için değil, Oval Ofis'te oturmak için. (Başyazı, 5 Ocak 2008)

yirminci yüzyıl tarihi

20. âsır tarihi

1 tane "''medeni yaşam içinde islam''" etiketli yazı bulundu "''medeni yaşam içinde islam''" tagli diger ogeler resimler, videolar

''Medeni yaşam içinde İslam''

 

 

''Medeni yaşam içinde İslam''

''Medeni yaşam içinde İslam''
Malezya'da "medeni yaşam içinde İslam" fikri, artık "İslam'ın egemenliğinde medeniyet" projesi olarak yürürlükte.

Milliyetçilik, kapitalizm, İslam, otoriterizm ve popülizmden oluşan 'Malezya modeli', otoriter kalkınmacılığın başarılı bir

 

örneği olarak dünya literatürüne girdi

 

(329 defa okundu)

 

AHMET İNSEL

22 Temmuz seçimleri sonrasında Malezya ilgisi Türkiye'de moda oldu. AKP'nin seçim zaferinden ürken çevreler, Malezya'da bir

 

müddet bulunmuş kişilerin yeni hükümette yer almasını bahane ederek, "Malezyalılaşıyor muyuz?", "Ilımlı İslam modeli Malezya mı?" tartışması başlattılar.

 

Buna tepki olarak, AKP'ye yakın medyada bir dizi Malezya güzellemesi yer aldı.

 

"Gittik, gördük, yazdık" türünden röportajlarda, özel hukuk alanında din kurallarının geçerli olduğu bir Malezya'nın yanında, onunla neredeyse içiçe geçmiş halde,

 

gökdelenlerin gölgesinde mini etekli kızlarla çarşaflı kızların kol kola dolaştığı bir Malezya tanıtıldı.

 

 


Anayasasında laiklik ilkesi yer alan, aynı zamanda devletin resmi dini İslam olan, 1957 yılında Britanya'dan bağımsızlığını elde etmiş bu kozmopolit ülkeye Türkiye'den bakışın yegâne ilgi odağı, Malezya AKP'nin "gizli programı"nın modelini mi oluşturuyor sorusuydu. Ama bu ilgi odağına rağmen, ilginçtir, Malezya röportajlarında ve yazılarında, 2003'te başbakan olan Abdullah Badavi'nin savunduğu "İslam Hadari" programı pek ele alınmadı. Halbuki, Malezya bağımsızlığının babası olarak tanınan ve Malezya'nın ilk başbakanı Tunku Abdul Rahman'ın, 50 yıl önce ilan ettiği hükümet ilkelerinin adıydı "İslam Hadari". Türkçe'ye "medeniyetçi İslam" veya "medeni yaşam içinde İslam" olarak çevirebiliriz.

 


İslam Konferansı Örgütü'nün 2005'te yapılan zirve toplantısında, örgütün başkanı olarak söz alan Malezya başbakanı Badavi, bu konuşmasında "Medeni yaşam içinde İslam"ın on ilkesini hatırlatıyordu: Allah'a iman; güvene mazhar, hakka dayalı bir hükümet; bağımsız ve özgür bir halk; bilime hakimiyet ve büyük bir araştırma çabası; global ve dengeli bir kalkınma; halk için iyi bir yaşam kalitesi; kadınların ve azınlık gruplarının haklarının korunması; ahlaki ve kültürel bozulmamışlık; doğal kaynakların ve çevrenin korunması; sağlam bir savunma kapasitesi.

 


Tunku Abdul Rahman'ın 1960'larda hayata geçirmeye çalıştığı, "Malezya usulü liberal İslam" projesini özetliyordu bu on ilke. Nüfusunun yüzde 60'ı Müslüman olan, çok dilli ve etnik kökenli kozmopolit bir ülkenin barış içinde kalkınmasını öngörüyordu. Bu proje, 1969'da Kuala Lumpur'da refah seviyesi yüksek Çin kökenli azınlıkla etnik Malaylar arasında yaşanan çatışmaların ardından fiilen gündemden düştü. Tunku Abdul Rahman, bu olaylardan kısa bir süre sonra siyasetten çekildi. 1970'lerde, Malayların iktisadi yaşamdaki payının artırılmasını amaçlayan bir hükümet programı başlatıldı. Devlet ihalelerinde Malay işadamları tercih edildi, yurtdışı eğitim burslarında Malay kökenli gençlere öncelik tanındı. Böylece devletin verdiği imtiyazları doğal bir özel hak olarak kabul eden, bunun karşılığında da devlete bağımlı bir kapitalist Malay sınıfı oluşturuldu. Bu imtiyazlı sınıf olma hissi bir dinsel kimlikle örtüşünce, toplumsal ihtilafların dinsel simgeler üzerinden daha açık biçimde ifade edilmelerine yol açtı. Dinsel hoşgörüsüzlük güçlendi. Medeniyetin yörüngesi değişmeye başladı.

 

 


Bu politikanın ürünü, 1981-2003 arasında ülkeyi otoriter yöntemlerle yöneten başbakan Mahathir Muhammed oldu. Milliyetçilik, kapitalizm, İslam, otoriterizm ve popülizmden oluşan bir yönetim felesefesini uyguladı. "Malezya modeli", otoriter kalkınmacılığın başarılı bir örneği olarak dünya literatürüne girdi. Mahathir Muhammed'in 1997 krizinde IMF'ye rest çekmesi, kısa bir dönem de olsa, onu küreselleşme karşıtı yazının önde gelen simgesi yaptı. 2003'te başbakanlığı Badavi devraldı. Batı ile daha barışık, sivil özgürlüklere daha saygılı, "daha modern bir İslam" sergilemek için, kurucu babanın projesini yeniden gündeme getirdi. Ancak Malezya toplumunda güç dengeleri değişmiş, ülkenin iki eyaletini yöneten Malezya İslamcı Partisi ve ülkenin en önemli gençlik örgütü olan Malezya Müslüman Gençler Hareketi, 1957'den beri ülkeyi yöneten UMNO'ya (Birleşik Malayların Ulusal Örgütü) karşı güçlü bir baskı grubu oluşturmaya başlamışlardı.
Bu baskı, 2004 seçimlerinde, Malezya başbakanını dinsel vurgusu çok daha belirgin bir siyasal söylem geliştirmeye yöneltti. Bunun ardından, kişilerin medeni durumlarıyla ilgili bir dizi ihtilaf Malezya'nın gündemi işgal etmeye ve zaman zaman, gayrimüslim azınlıklar, özellikle Çinliler, Malezya'yı terk mi edecekler sorularının sorulmasına yol açtı.

Edepli giyin Gwen!


Geçtiğimiz Ağustos ayında, Kuala Lumpur'da konser verecek olan Amerikalı pop şarkıcısı Gwen Stefani'den Malezya yetkilileri "edepli" giyinmesini istediler. Talebin kaynağı Müslüman Gençler Hareketi'ydi. Şarkıcı, "Amerikan kültürel hegemonyası"nın simgesiydi ve "ülke değerleri" için bir tehditti. Ekim ayında, bu kez Kültür Bakanı, ülkeye gelen sanatçıların "uygun biçimde" giyinmeleri ve davranmaları gerektiğini söyledi. "Uygun giyim ve davranış" sınırları açık biçimde çizilmişti. Sanatçılar kollarından dizlerine kadar vücudu örten giysiler giymeliydi. Ayrıca sahnede bağırıp çağırmaları, zıplamaları, ayıp kelimeler kullanmaları ve elbette öpüşmeleri yasaktı. Bakan, bu yetmiyormuş gibi, "Malay kimliğini" korumak ve "kültürel çöküntü" ile mücadele etmek amacıyla, giyim ve davranış kurallarını belirleyecek bir komisyon kurulmasını önerdi. Tartışma daha bir alevlendi ve Malezya "Arap İslamı'na teslim mi oldu?" sorusu açık biçimde sorulur oldu.
UMNO Başkanı Hayri Cemalettin, söz konusu olanın "geleneksel Malay İslamı'nın Araplaşması değil ama giderek daha fazla uluslararası İslam'a benzemesi" olarak tanımlıyor. Buna bağlı olarak, 1970'lerde petrol krizleri ve İran devriminden sonra yaşananlara dikkat çekip "İslamın geçmiş 20 yılda çok daha muhafazakâr olduğunu" söylüyor. Geçmişe göre çok daha muhafazakâr olan bir İslam, kozmopolit bir toplumda medeniyet projesinin taşıyıcısı olabilir mi?
Bu konuda Alternatives Internationales dergisinde bir yazı yayımlayan Wojtek Kalinowski, Malezya İslami Üniversitesi Rektörü'nün, "ulusal kimlik" nedir sorusuna verdiği yanıtı aktarıyor. Rektöre göre, İslami değerler Malezya'da federal hükümetin genel yararı tanımlamasını ve korumasını sağlıyorlar. Ama nüfusun yüzde 20'si Budist, yüzde 10'u Hıristiyan, yüzde 5'i Hindu olan ve bu dinsel-etnik kimliklerin ulusun kurucu unsurları olarak kabul edildiği bir ülkede, rektörün bu iddiası, neden hükümet, ülkedeki Hindu tapınaklarının yıkılmasını teşvik ediyor sorusunu aydınlatmıyor. "Medeni yaşam içinde İslam" projesini savunan hükümetin, bu tapınak yıkımlarına destek vermesi, "nasıl bir medeniyet içinde İslam?" sorusunu gündeme getiriyor.

 


Bu tartışmanın zirve noktasını, İslam'dan başka bir dine geçmek isteyen Malezyalı bir kadının, yeni dininin nüfus kaydına yazılması talebini, şeriat mahkemesi buna izin veremeyeceği için, federal mahkemenin reddetmesi oluşturdu. Hükümet, bu yasanın değişmesi talebini reddetmekte kararlı gözüküyor. Malezya'da aile, evlilik ve mülkiyet konularında dini cemaatlerin mahkemeleri söz sahibi. Ayrı dinlere ait kişiler arasındaki ihtilaflarda ise yetki sivil mahkemelerde. Bu nedenle din değiştirme ve karma evlilikler konusunda artan sayıda ihtilaf var.

 


Malezya Başbakanı, 2006 yılında Birleşmiş Milletler Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada, "İslam'ın bir 'Arap dini' olduğu hakkında yaygın bir yanlış kanı var, halbuki sadece Güneydoğu Asya'da 300 milyondan fazla Müslüman var" diyordu.

 

 

Hemen ardından,

 

"Müslüman bir ülke olan Malezya'da, İslam medeniyeti ve İslam öğretisi ışığında", ülkenin ve toplumun gelişmesine yön verilmesinin önemsendiğini belirtiyordu. Bunun da "İslam Hadari" projesi olduğunu hatırlatıyordu.

 


Ama öyle gözüküyor ki, bundan 50 yıl önce ortaya atılan kozmopolit Malezya'da "medeni yaşam içinde İslam" fikri, artık "İslam'ın egemenliğinde medeniyet" projesi olarak yürürlüktedir.

 

Bunun nasıl bir medeniyet olduğunu tartışmalıyız.

YİRMİNCİ ÂSIR TARİHİ

HTTP://ENFLASYONCANAVAR.BLOGGUM.COM

1 CENT 1 KURUŞ

sosyalgüvenliği tam TÜRKİYE

1 DOLAR 1 TÜRK LİRASI NOKTA KADAR MENFAAT İÇİN VİRGÜL GİBİ EĞİLME Nano-Quote: "Any intelligent fool can make things bigger, more complex and more violent. It takes a touch of genius-and a lot of courage-to move in the opposite direction." -Albert Einstein Nano-TERCÜMESİ: . "herhangi bir zeki enayi, daha şiddetli ve daha fazla complex, daha büyük şeyleri yapabilir". Yöne tamamlayan bir rol'de de çok cesaretle hareketi ve geniusun bir dokunmasını tutar. . Albert Einstein. "konuş TÜRKİYE ve veya İsmet Özel'i okuma klavuzu" Aşk üçgeni olmayan bir film görmedim ben. Bu üçgende x, y'ye; y, x'e; z'de x'e aşık olur genelde. Bazen, senaristler işi o kadar karıştırır ki, bazı aşklar dörtgene kadar varabilir. Hayır grup seksten bahsetmiyorum. Hatırla Sevgili'de var böyle bir aşk dörtgeni mesela. Ahmet, Mişen'e; Yasemin, Ahmet'e; Necdet, Yasemin'e; Leyla da, Ahmet'e aşık bu dizide. Sonra Ahmet Mişen'den cayıp Yasemin'e aşık oluyor. Tabii bu tür durumlarda, aşk kare olmaktan çıkıp aşk yamuğuna dönüyor iş. Senaristlerin işi çok fazla karıştırdığından şikayet etmiştim. Aslında ne kadar karışık olabilir ki, geometri; "Karenin çevresi kenarların toplamıdır" şeklinde ne de olsa formülü var, formülleri var. Ama gel gör ki, aşkın formülü yok. İki kişinin ilişkisi bile yeni bir kişilik oluştururken, yani her ilişkinin kendisine göre karekteristiği varken; ki, ben bu yüzden hiç bir, ideal ilişki vaat eden kitapları okumazken, nasıl böyle aşksal üçgenlere, dörtgenlere kadar senaryo yazıyorlar? Nerden alıyorlar bu cesareti? Arkalarında kim var? Kim varsa ben de, yaslanmak istiyorum da ben... Şaka bir yana, konumuza dönelim: "Doğrusal Aşk". Nedir doğrusal aşk? İki nokta arasındaki düz bir çizgi, doğrusal bir çizgidir. O zaman da, doğrusal aşk, iki kişi arasındaki aşktır. Ve doğru bir çizginin sonsuza kadar uzaması gibi, doğrusal bir aşk da sonsuza kadar uzanabilir. Ne kadar romantiğim? Romantikliği es geçersek, ya kardeşim! ben, x'in y'ye; z'nin, f'ye; k'nin, n'ye aşık olduğu ve her şeyin nizami bir şekilde devam ettiği, çiftlerin eşli okey oynadığı, aşk üçgenleri olmadan bir filmi ölmeden izleyemeyecek miyim? Göremezsem ben ne yapacağımı biliyorum. Elimi hiç kaldırmadan çizdiğim bu şekile, ve belirttiğim harflere birer isim verip öyle bir aşk geometrisi oluştururum ki, bir daha kimse aşk senaryosu falan yazamaz. Senaristler size sesleniyorum. KELEBEK ETKİSİ Kelebek Etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki ufak değişikliklerinin, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen isimdir. Bu kuramı ilk olarak 1963 yılında meteorolog Edward N. Lorenz adlı bir bilim insanı, bilgisayarında hava durumlarıyla ilgili hesaplar yaparken bulmuştur. Edward N. Lorenz, ilk hesaplamasında 0,506127 sayısını başlangıç verisi olarak kullanmış; ikinci hesaplamada ise, ondalıksayı temsillerindeki (binler basamağı sonrasındaki değerleri) çıkararak 0,506 sayısını kullanmıştır. İki sayı arasında sadece-ve-sadece yaklaşık 1/1000 (binde bir), yâni bir kelebeğin kanat çırpmasının yarattığı rüzgârla eşdeğerde fark olmasına rağmen, süreç içindeki ikinci hesabın, birinci hesaba karşın çok daha farklı neticeler verdiğini bulgulamıştır. Elbette ki, Lorenz'in sanal dünyasında geçerli olan kurallar Newton'un kanunlarından yola çıkarak kurulmuş deterministik kurallardır. Lorenz, ilk başta bu deterministik sistemi anlamayı başarırsa, atmosfer olaylarını da belli bir yaklaşıklıkla anlayabileceğini ve de tahmin edebileceğini düşünüyordu. Yaklaşık aynı tarihlerde Von Neumann adlı diğer bir bilim insanı da Yüksek Araştırmalar Enstitüsü'nde benzer bir düşünceyle atmosfer olaylarını anlamaya çalışıyordu. Von Neumann da, atmosferin deterministik bir modelini kurarak hava durumuna istediği gibi müdahâle etmek amacını gütmekteydi. Von Neumann'a göre hava hareketleri deterministik bir sistemdi ve yeterince güçlü bir bilgisayar ve yeterli sayıda gözlemle pekâlâ bu sorunun üstesinden gelinebilirdi. Ancak o tarihlerde bilgisayarların gücü ve kapasitesi yetersiz olduğu için Von Neumann, öncelikle daha güçlü bilgisayarlar geliştirmeye ağırlık vererek bir başka açıdan bu kurama katkıda bulunuyordu. Lorenz ise, kendi sistemini biraz daha incelediğinde sadece 3 denklemin hava olaylarını taklit etmeye yeteceğini görmüştü. Basitleştirilmiş denklemlerini daha iyi yorumlayabilmek için bir başka yöntem geliştirdi. Sonunda, normalde sayılardan oluşan çıktıyı (çizelgeyi) bir yazıcı ile görünür hâle getirmeyi başardı. Böylelikle atadığı herhangi bir parametrenin zamanla nasıl değiştiğini bir bakışta görebiliyordu. Lorenz 1961 yılında, bu ardışık dizilerden birini ayrıntılarıyla incelemeye karar verdi. Bunu görebilmek için ise tüm sistemi baştan başlatmak yerine ortalardan bir yerden başlattı. Makineye başlangıç değerlerini yükledi bir saat kadar sistemi çalışması için serbest bıraktı. Bir saat sonra çıktılara baktığında ise hiç beklemediği bir durumla karşılaşmıştı..! Sistem bir öncekinden çok daha farklı bir çıkış üretmişti! Bu duruma oldukça şaşıran Lorenz, ilk başta bilgisayarındaki vakum tüplerinden birinin yandığını düşünmüş, ancak teknik bir aksama olmadığını görünce, kısa bir süre sonra şok edici gerçeği fark etmişti. "Kelebek Etkisi" ya da Başlangıç koşullarına hassas bağımlılık. Lorenz, altı haneli kesirli bir sayı olan başlangıç değerini (0,506127) değil de, sadece üç basamak olarak (0,506) girmiş ve doğal olarak, binde birlik bir farkın sistemi o kadar da etkileyemeyeceğini düşünmüştü. Aslında bu varsayım akla uygundu, çünkü geleneksel (Deterministik) fizikte, girişteki ufak değişimlerin çıkışta da ufak değişimlere yol açacağı düşünülmekteydi. Kural olarak, neredeyse doğru bir girişe karşın, yine neredeyse doğru bir çıkış elde edilmeliydi. Oysa Lorenz'in sistemindeki simülasyona göre hava akımlarındaki bu önemsiz değişiklikler çok büyük doğal felâketlere dönüşebilmekteydi. Lorenz, Kelebek Etkisi adını verdiği bu durumu, sonunda doğru analiz ederek meteorolojik olayların tahmin edilemeyecek kadar karmaşık olduğunu betimleyen bir makale yazdı. Doğal olarak, Von Neumann bu görüşe karşı çıktı. Ancak, onun çalışmalarıyla hayat bulan bilgisayarlar ve yazılım teknolojisi ilerledikçe, tüm veriler ve bulgular, bir kez daha Lorenz'in haklılığını hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyordu. Bu süre içinde, Kelebek Etkisi'ne teknik bir isim de verilmişti: Başlangıç koşullarına hassas bağımlılık. Lorenz'in 1963'de yayınlanan orijinal araştırmasında; ilk başlarda, bir martının kanadını çırpmasının hava durumunu sonsuza dek değiştireceğinden bahsedilmekteydi. Daha sonra verdiği konferanslarda ise Lorenz, martıyı daha romantik olan kelebek imgesiyle değiştirdi. Çünkü, aşağıdaki resim, Lorenz Differensiyal Denklemleri'nin AB-3 metodu kullanarak simule edildikten sonra, x ve z eksenlerinin birbirine karşı çizilmesi sonucunda elde edilmiştir. Doğal olarak bu sonuç çizelgesi, birçok kişi tarafından bir kelebeğe benzetilmekteydi. Bu nedenle bu kuramın adı, yaygın kullanımıyla "Kelebek Etkisi" adıyla bilim çevrelerinde de kabul gördü. ADMİNİSTÖR, MODERATÖR, EDİTÖR STATÜKOSU !!! MEDYANIN İNTERNETTE YAPILANMA PROJESİ 100 ADMİN HUSÛSİ-YETİ ! 1-)Admin ezeli ve ebedidir.! 2-)Admin her zaman her kosulda haklidir.! 3-)Admin söyledigi sözün arkasindadir 4-)Admin kâti ve disiplinlidir. 5-)Admin digerlerinden farklidir öyle olmak zorundadir. 6-)Admin OnuR u ilkeleri ve karizmasi için yasar 7-)Herkes admine karsida olsa o bildigini yapar.! 8-)Admin yalan sölemez sölemisse mutlaka bir bildigi vardir veya yanlis anlasilmistir.! 9-)Admin haksizlik yapmaz yapsada herkese yapmistir. 10-)Admin çok iyi çok tatli bir insan degildir. 11-)Admin polistir hirsizlar oldukça ortaya çikar. 12-)Adminin amaci hapse atmak degil; disarda olanlari korumaktir. 13-)Admin sivilken en sevdigi arkadasi olan birine,gerçekten haketmiyorsa görevdeyken ona yetki vermez. 14-)Admin haksiz oldugunu anlasada bunu kabul etmez 15-)Kabul etse bile bunu dogrudan söylemez. 16-)Admin rezil olmaz.Bir sekilde olayi çevirir. 17-)Adminin dedigi dediktir asla kararindan asla dönmez. 18)Adminin cevaplayamacagi soru olmaz. 19)Bilmedigi bir soru varsa bos birakmaz.Bir sekilde yanitlar. 20-)Admin her durumda lafi çok iyi çeviren lehine döndüren kisidir. 21-)Admin çok konusmaz. 22-)Admin lüzümsüz muhabbetler içine girmez 23-)Admin karizma sahibidir bunu korumalidir. 24-)Admin kisa ve net konusur 25-)Admin kurallar dahilindede olsa kendine laf söyletmez 26-)Admin kurallari kendine göre degistirir. 27-)Adminin bulundugu yerde kanun o dur. 28-)Admin baska bir yere normal kullanici olarak gitmez. 29-)Admin ona ihtiyaç duyuldugu için vardir. 30-)Admin bir samuray gibi onuru için ve bir asker gibi baskalari için yasar. 31-)Admin için zaman ve yer kavrami yoktur. 32-)Admin kendi karizmasina yakismaycak basliklar açmaz 33-)Admin sirnasmaz gayri ciddi eylemler yapmaz. 34-)Admin kim olursa olsun herkesi kullanici olarak görür 35-)Admin baskalari bir sey istedi diye bir sey yapmaz kendisi istedigi için yapar. 36-)Admin asla görevini birakmaz.Mücadelesini sürdürür. 37-)Admin resmi ve diplomatik bir dil kullanir... 38-)Admin asik olmayan asik olunan adamdir. 39-)Admin gizlidir saklidir içini kimse bilmez. 40-)Admin disariya kendini anlatmaz. 41-)Gücü otoriteyi simgeledigi için Adminin rengi siyahtir. 42-)Admin alay konusu olamaz.Gülünür ve dalgaya alinirsa admin yaptirim uygular. 43-)Admin dün kabul etmedigi bir seyi bugün etmisse o simdi uygun oldugu içindir. 44-)Admin gerekirse herkesin önünde kullaniciyi azarlar. 45-)Admin geldiginde herkes hazir ol vaziyetinde olmalidir 46-)Admin karsisinda laubali olunmaz bacak bacak üstüne atilmaz sakiz çignenmez. 47-)Adminin resmi,fotografi yoktur o gizlidir. 48-)Admine özel soru sorulmaz 49-)Admin magazinden nefret eden adamdir 50-)Admin güç sahibidir.bunu uygulamaktan çekinmez. 51-)Admin gerekirse pire için yorgan yakar herkesi bir kisi için karsisina alir. 52-)Admin tartismalarda her zaman üstündür.Ezilir veya sikisirsa yetkisini kullanir 53-)Admin gizli olarak siteye gelmez.Aleni olarak gelir; herkes onu görür. 54-)Admin varken onun adina kimse konusamaz. 55-)Admin kardesini arkadasini kayirmaz 56-)Admin hiç bilmesede bir bilene danismaz. 57-)Admin kullanicidan yardim istemez.Soru sormaz. 58-)Admin rica etmez emreder. 59-)Admini harbi insandir dogrudan dobra dobra konusur. 60-)Admin yetenekleri olanlarin oldugu bir görevdir yetenek yoksa asla olunmaz. 61-)Adminler özel insanlardir herkes admin olamaz 62-)Gerçek bir admin yetki tutkunu insandir. 63-)Yönetilmeyi sevmeyen yönetmek isteyenler admin olabilir 64-)Adminlik bir sanattir. 65-)Admin herkese yetki vermez.Verirse degeri azalir 66-)Bir modlugu bin kisi ister bir kisi alir.O bir kiside adminin zorlu testinden geçer onayini alir 67-)Admin sevgiliside olsa haketmiyosa ona yetki vermez. 68-)Admin isle arkadasligi birbirine karistirmayan insandir 69-)Admin profosyoneldir amatörce hareket etmez 70-)Admin gülmez aglamaz heyecenlanmaz sakin ve temkinlidir 71-)Admin ileri görüslüdür.Gelecegi düsünür 72-)Admin hazirliksiz yakalanmaz. 73-)Admin stratejiktir her zaman bir B plani vardir.istisnai durumlarda var gibi davranir. 74-)Adminin haberi olmadigi bir olay veya gelisme yoktur 75-)Admin herseyi herkesden önce bilendir. 76-)Admin sölenmeden sölenmek istenileni anlayan ve çoktan çözmüs olan insandir 77-)Admin pes etmez.Pes etmeme gibi çabasi oldugunuda belli etmez. 78-)Admin statukocudur. 79-)Admin Yenilik yapsa bile bunu kendi kisiligi için yapmaz.Sadece site için yapar. 80-)Adminin her zaman bir bildigi vardir. 81-)Admin unutmaz sadece hatirlamak istemez. 82-)Admin yanlis anlamaz.Karsi taraf yanlis anlatiyordur. 83-)Admin gürültü kavga sevmez. 84-)Admin herkesin fikrini dinler yine bildigini yapar. 85-)Admine iki sor sorulmus ve eger bir tanesinin yanitini bilmiyosa bildigi soruyu cevaplayip digerini unutturur. 86-)Admin sikismaz.Sikistirilirsa ordan kurtulmayi becerir. 87-)Admin polemige gimez.Girdi gibi görünmüsse olayi bitirmek içindir. 88)Admin hep son sözü söler. 89-)Son gülen hep admindir ama bunun nedeni adminin geç anlamasi degil otoritesidir. 90-)Admin bir gece sessiz sedasiz kimseye sormadan yetkileri alan insandir. 91)Admin duygusal konusmalar yapmaz. 92-) admin asla bu isaretleri kullanmaz 93-)Admin idealisttir. 94-)Admine göz yaslarina bogulmus bir kizin sözleri bile tesir etmez. 95-)Bir admin modunu herkesin içinde azarlamaz.BU MOD için degil kendisi içindir.Bu durum kendisine zarar verir. 96-)Bir admin baska bir adminle herkesin önünde tartismaz. 97-)Adminin kendisi gibi admin olanlarla girdigi özel bir yönetim odasi vardir. 98-)Admin ani ve radikal kararlar alan insandir. 99-)Admin gelene hosgeldin gidene güle güle der.Kimseye taviz vermez 100-)Admin olunmaz Admin dogulur..