Bayraktan yana tarafsız olmak
"Türk devleti işlerini Türklerden başkasına vermeyelim. Türk devleti işlerinin başına öz Türklerden başkası geçmemelidir" Mahmut Esat Bozkurt
(795 defa okundu)
BASKIN ORAN
Cat Stevens içinde bulunduğu ortamdan, Yusuf İslam adıyla Müslüman olmak sayesinde kurtuldu. Kürtler, milliyetçilik sayesindedir ki kimliklerine saygı talep edebildiler. Kemalizm Türkiye'yi yarı feodal bir imparatorluktan alıp ayakları üzerine kaldırdı. Yani, ideolojilerin çok yararlı kimi yönleri olduğu kesin. İsterseniz ideoloji yerine laik olan ve laik olmayan dinlerin diyelim; hemen anlatacağım.Ama, onların en az bir yönüne itirazım var: Akla değil de iman'a dayanmalarının doğal sonucu olarak, düşünmeyi ve tartışmayı yasaklamalarına.
Daha iyi anlatabilmem için, bu sütunlarda 23.12.2007'de çıkan "1938" makalem hakkında, bir e-posta listesine yazılan şu iletiyi birlikte okuyalım:
Kafamıza uymayana, "filtre"
"Eylül 1925 Şark Islahat Planı diye bir şeyden bahsediyor B. Oran.
Ve tüm kurgusunu bu Plan üzerine temellendirmiş. Ve tüm argümanını bu
planın tek tek maddeleri üzerine kurmuş.
Ben şahsen samimi olarak merak ediyorum. Herhangi bir kurum veya
grup ya da kişi kendince görüş şeklinde bir plan mı hazırlamıştır?
Yoksa bu gizli de olsa resmi bir hükümet planı mıdır? Evet, gerçekten
net bilgi elde edebilir miyiz?"
Benden bilgi istenince, şunları yazıp yolladım:
'Şark Islahat Planı Ş. Saitis yanı'nın bastırılmasından sonra
derhal hazırlanmaya başlandı. 08 Eylül 1925 tarih ve 2536 sayılı,
'Türkiye Reis-i Cumhuru Gazi Mustafa Kemal' imzalı Bakanlar Kurulu
kararı gereği şu isimlerden meydana gelen bir Şark Islahat Kurulu
oluşturuldu:
'- Mahmut Esat (soyadı: Bozkurt. Bozkurt-Lotus davasındaki
rolüyle ve çok önemli devrim yasalarının [Medeni Kanun, Ceza Kanunu,
Borçlar Kanunu, vb.] çıkarıldığı dönemde adalet bakanı oluşuyla
bilinir. Daha az bilinen yönü, kimi ilginç sözleridir: 'Türkün en
kötüsü, Türk olmayanın en iyisinden iyidir', 'Türk devleti işlerini
Türklerden başkasına vermeyelim. Türk devleti işlerinin başına öz
Türklerden başkası geçmemelidir. Yeni Türk Cumhuriyetinin devlet işleri
başında mutlaka Türkler bulunacaktır', 'Benim fikrim, kanaatim şudur
ki, dost da düşman da dinlesin ki, bu memleketin efendisi Türktür. Öz
Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi
olmaktır, köle olmaktır.' Bu son alıntı, kendisinin Ödemiş
söylevindendir). Mustafa Abdülhalik (soyadı: Renda. TBMM Başkanı. Daha
az bilinen yönü, 1915 Ermeni Katliamlarında Bitlis ve Halep
valiliklerinde bulunarak olaya çok aktif biçimde katılmış olmasıdır).
M. Cemil (soyadı: Ubaydin. İçişleri bakanı). Mirliva Kazım (soyadı:
Orbay. Genelkurmay ikinci başkanı).
'Plan, 25 Eylül 1925 tarihinde yürürlüğe kondu. Resmîdir.
Arkadaşımızın bu Plan konusunda kuşku belirtmesi beni iki açıdan mutlu
etti: 1) Her şeyden kuşku duymak, bilimselliğin bir numaralı gereğidir.
2) İnsanlar iman ettikleri şeylerden önemli bir tanesinin yanlış
çıktığını görünce gerisinden de kuşku duymaya başlarlar ve gerçeğe
erişmeleri böylece kolaylaşır.'
Şimdi, "Resmî bir hükümet planıdır" biçimindeki kesin bir cevaptan ve bu kadar ayrıntıdan sonra ne beklersiniz? Şu cevap geldi:
'Evet. Eğer böyleyse, bu açıkça görüldüğü gibi hükümete sunulmuş
bir rapordur. Hükümetlere her zaman sayısız raporlar sunulur. Önemli
olan o raporların hükümet veya Meclis'ce kanun, kararname, yönetmelik,
vb. haline getirilip getirilmediğidir. Bu durumda, B. Oran'ın yazdığı
yazıyı ciddiye almadığım gibi, bundan sonra ondan gelenlere de filtre
koymak durumundayım. Tabii, herkes kendi bildiğine inanmakta serbest ve
özgür.'
İyi de, bu tutumun bir İslamcı'dan ne farkı var? İman ettiği şeye
uymayan bir yazıyı "filtre" ederek ona gözlerini kapatıyor. Hacca giden
dindaşlarımız da 2003'te havalimanındaki Zeki Triko mayo reklamlarının
üstünü kapattırmışlardı. Arkadaşımız iktidarda olmadığı için ancak
kendi gözünü kapatabiliyor. Olsaydı, bu zihniyetle belki bizimkini de
kapatabilirdi. Demek ki bu bir din veya milliyetçilik meselesi değil,
iktidarda olup olmamak meselesi.
Tabii ki bütün bunlar hep vatan için. Ama tam da bunun için
tehlikeli. Susurluk çetecileri de yaptıklarını kelimesi kelimesine aynı
gerekçeyle savunmuşlardı. Sadece, "vatan" yerine "devlet" diyerek.
Devletin filtresi
Bu örneği isterseniz saymayalım. Çünkü devleti temsil etmiyor.
Memurları, hatta memurların en bağımsızını, yargıçları alalım. Hatta,
Yargıtay Başkanı'nın en bağımsız davranacağı emeklilik töreninde
söylediklerini: "Hakimler bağımsız, teminatlı ve tarafsız olmalıdır.
Ama hakimin taraf olacağı olaylar da vardır. Hakimler Türkiye
Cumhuriyeti'nden yana taraftır. Hakimler üniter devletten, bölünmez
bütünlükten yana taraftır. Taraf olmuştur, olacaktır. Ay yıldızlı
bayraktan yana taraftır" (CNN Turk.com, 26.12.2007).
Çok önemli sözler. Çünkü:
1) Yasalar bunları içeriyorsa söylemeye zaten gerek yok.
İçermiyorsa, o zaman Başkan yargıçların TBMM yerine geçip kanun
üretmesini ve bu ürettiğini uygulamasını istiyor. Bunun adı literatürde
"Yargıçlar Devleti"dir ki, Montesquieu'nün 1748'de Yasaların Ruhu'nu
yazdığından beri demokrasinin özü sayılan "kuvvetler ayrımı"nı söker
atar.
Bu durumda yargıçların yasa yapıp uygulamasının, din adamlarının
tıbbi etik kurula sokulması (Milliyet, 26.12.2007) gibi tüylerimizi
diken diken eden bir olaydan ne farkı var? Aslında var tabii: AKP bunu
din adına, Yargıtay Başkanı ise milliyetçilik adına yapıyor. Peki, o
zaman kuvvetler ayrımını ihlal (ve ayrıca kanunsuz yetki kullanma)
açısından din ile milliyetçilik arasında ne fark kaldı?
2) Demokrasi kavramı yargı tarafından bu kadar "farklı"
yorumlanırsa, yargıçların bu yaklaşımla verecekleri kararları ne
yapacağız? Başkan şöyle diyor: "Kesinleşmedikçe eleştiremeyeceksiniz"
(Türk Hukuk Sitesi, 06.09.2006). Yani, "Adil yargılamayı etkilemeye
teşebbüs" başlıklı TCK 288'i böyle yorumluyor.
Prof. Kaboğlu buna karşı diyor ki: 'O zaman, Van rektörünün
tutuklanmasını ve evinin aranmasını eleştiren binlerce kişinin hapse
atılması gerekirdi'. Av. Fethiye Çetin'in söylediğiyse ilke açısından
daha çarpıcı: 'Bu sözler her şeyden önce yargı mensuplarına
güvensizliğin ifadesi. Ayrıca, kesin kararı beklerseniz eleştirinin ne
anlamı kalır?'
Zavallı Hrant. Kendini gazetesinde savunduğu için 288'in hışmına
uğramış, ancak ölerek kurtulabilmişti. Acaba, mesele sadece 288'in
hışmı mıydı yoksa maddeyi öyle yorumlayan "bağımsız, teminatlı,
tarafsız" yargının "ay yıldızlı bayraktan taraf" olması mı?
3) Türkiye'de siyasal cinayetlerin artık sadece "ay yıldızlı
bayrak" bahanesiyle işlenmeye başlandığı bir dönemde Yargıtay
Başkanı'nın bu konuşması ne kadar yararlı bir ortam yaratır acaba?

