Stratejik ortaklıkta iman tazeleme buluşması!
Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr
Stratejik ortaklıkta iman tazeleme buluşması!
Washington'a Cumhurbaşkanı olarak son ziyareti Demirel yaptı 1996'da.
On iki yıllık bir aradan sonra bugün Cumhurbaşkanı Gül Beyaz Saray'da
Başkan Bush'la buluşuyor.
Bu arada, Başbakan Erdoğan'ın ziyaretinden daha iki ay sonra bu kez
Abdullah Gül'ün Washington'a gitmesini gereksiz bulanlar var.
Olabilir.
Ama bu ülkenin adı Amerika!
Dünyanın tek süper gücü...
Böyle olunca da, dünyada hangi ülkenin başkanı ya da başbakanı fırsat
yakalarsa, bunu değerlendirip Washington'a gitmekten geri kalmıyor.
Ayrıca, Başbakan Erdoğan'ın 5 Kasım ziyareti tek bir hedefe odaklanmıştı:
PKK ve Kuzey Irak...
Gül'ün Bush'la Beyaz Saray randevusuna gelince, PKK'ya karşı mücadele
konusu da dahil olmak üzere çok daha geniş bir yelpazeyi kapsayacak. Bu
görüşmeyle ilgili olarak Dışişleri Bakanlığı'ndan bir diplomatik kaynak
şöyle dedi:
"Türk-Amerikan stratejik ortaklığında bir 'iman tazeleme' deyişi de kullanabilir Beyaz Saray'daki Gül-Bush buluşması için..."
Türk-Amerikan ilişkileri konusunda çok şey söylenebilir.
Ama bir nokta ortaktır:
Her iki ülke de birbiriyle ilişkilerini iyi tutmanın ve geliştirmenin gerekli olduğuna inanıyor.
Yılların deneyimi böyle.
İlişkiler inişli çıkışlı bir rota izlemiş de olsa, bugün her iki ülke de birbirinin değerini daha iyi anlamış durumdalar.
Türk-Amerikan ilişkileri son olarak 1999'da zirve yapmıştı. Amerika'nın
Kosova müdahalesi, Apo'nun Türkiye'ye paketlenmesi ve Başkan Clinton'ın
Türkiye'ye deprem ziyareti ve TBMM'de yaptığı konuşmayla ilişkiler ve
Türk kamuoyundaki Amerika algısı olabilecek en iyi yere gelmişti.
Sonra iniş başladı.
2003'de önce 1 Mart Tezkeresi'nin reddi, sonra Çuval olayı, Amerika'nın
Irak işgali ve PKK konusundaki kayıtsızlığıyla birlikte Türk-Amerikan
ilişkileri tarihinin en dip noktasına vurdu.
Sonra yeniden çıkış başladı.
Ama kolay olmadı bu süreç.
Başkan Bush yönetiminin Irak politikasında iflas bayrağını çekmesi,
Washington'un Türkiye'ye ve bölgeye yeniden daha gerçekçi bir gözle
bakmasına yol açtı. Kendi başına buyruk, tek taraflı politikalarla yol
alamayacağını gören Washington'da, Amerikan yönetiminde Neo-Con
çılgınlık törpülenmeye başladı.
Amerika'nın Balkanlar'dan Kafkaslar'a, Afganistan'a kadar uzanan, İran,
Irak, Suriye, Filistin, Hazar Havzası ve Körfez'den (yani 'enerji
güvenliği'nden) oluşan 'sorunlar coğrafyası'nda Türkiye'nin vazgeçilmez
ağırlığı ya da diplomatik ve askeri kapasitesi, Washington'da Ankara'ya
bakışın gözden geçirilmesiyle sonuçlandı.
Bu arada, Washington'la görüş ayrılıklarına neden olan İran, Irak,
Kerkük, Suriye, Filistin gibi bazı konularda daha çok Ankara'yı şöyle
ya da böyle haklı çıkaran gelişmeler de, Amerikan yönetiminin tutumunun
olumlu yönde değişmesine ve Türkiye'ye daha çok kulak verilmesine yol
açtı.
Bu arada ilginçtir:
Washington'da Ermeni tasarısı ile başlayan Türkiye tartışması da
sonunda öyle bir noktaya geldi ki, Türkiye'nin bu bölgede bir yana
itilemeyecek, vazgeçilemeyecek bir ülke olduğunu bir kez daha kayda
geçirdi ABD'de.
Ayrılık noktaları elbette kaldı.
Ama törpülendi, yumuşadı.
Ve iki taraf, bu ayrılıklarla bir arada yaşayabileceğini de gördü.
Türkiye, İran'ın nükleer silaha sahip olmasına karşı çıkmakla birlikte,
bu ülkenin izole edilmesinin yanlış olacağını, Tahran'la diyalog
kapısının açık tutulmasını baştan beri savundu.
Suriye için de benzer yaklaşımı benimsedi Ankara. Suriye'nin İran'a
itilmesinin hata olacağını her zaman söyledi. Lübnan'da, Filistin'de,
Irak'ta barış ve istikrarın Suriye'yi dışlayarak mümkün olamayacağını
savundu. İzolasyon politikasıyla Suriye'de rejim değişikliği yapmaya
kalkışmanın ise istenenin tam tersi sonuç vereceği Washington'a sürekli
söylendi.
Irak'a gelince...
Özellikle Sünnilerin merkezi yönetime dahil edilmesi ve Kerkük
referandumunun ertelemesi konularında da Washington'un ikna edilmesi
yolunda önemli çaba sarfetti Ankara...
Listesi daha da uzatılabilecek olan bu konularda zaman ve gelişmeler,
Washington'un Ankara'ya daha çok kulak vermesiyle sonuçlandı.
Ancak, Türkiye'nin Kuzey Irak ve PKK konusundaki diplomatik ve askeri
kararlılığı, Bush yönetiminin tutum değişikliğinde belirleyici rol
oynadı denebilir. Türk Dışişleri'nden diplomatik bir kaynağın deyişiyle:
"Kuzey Irak'tan sızıp 15 askerimizi şehit etti PKK... Artık lamı cimi
yoktu. Amerika, buna rağmen bize elini uzatmasaydı, herşey bitmiş
olacaktı. Ama sonunda bu gerçeği idrak ettiler. Böylece Erdoğan'la
Bush'un 5 Kasım buluşması ve Beyaz Saray'da PKK'nın ortak düşman ilan
edilmesiyle ilişkilerde yeni bir çıkış yakalanmış oldu."
Aynı kaynak şöyle devam etti:
"Kısacası, Erdoğan'ın ziyareti istenenin elde edildiği tek sorun odaklı
bir geziydi.
Cumhurbaşkanı Gül'ün bu ziyareti ise tamamlayıcı bir gezi.
Ya da iki tarafın stratejik ortaklık konusunda iman tazelemesi..."

